Bugün: Sık Kullanılanlara Ekleyin
Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Vakfı
İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.
Aristoteles
  Online Bağış Sistemimiz Açıldı!    
Online Bağış
  Online Bağış Sayfamızdan güvenli olarak vakfımıza bağış yapabilirsiniz. Bağışlarınızı bekliyoruz...

15 Temmuz Bir Milletin Yeniden Doğuşudur!

15 Temmuz Bir Milletin Yeniden Doğuşudur!
Yayın Tarihi: 14/07/2017 08:00

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçerken, Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir'in konuyla ilgili değerlendirmelerini ilginize sunuyoruz;

Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar.

                                                  (M. Akif Ersoy)

Yüzyıllık parantezin kapandığı zamanların sonlarını yaşıyoruz. Kadim medeniyetimizin inkıtaya uğratıldığı, halkın öz değerlerinden uzaklaştırılıp parçalandığı, kültürel yozlaşma ve ötekileştirilmenin etkileriyle hiçleştirildiği, devletin ve bürokrasinin yüceltildiği dönemleri geride bırakıyoruz. Bu topraklarda Anadolu insanının özünde besleyip büyüttüğü Anadolu vicdanı ve irfanı yeşermeye başladı.

Anadolu halklarının öz birliği ve bütünlüğü, uzun bir küllenme döneminden sonra yeniden gün yüzüne çıkmaya başladı. Yüzyıllık bir sürede her türlü oyuna ve desiseye muhatap olmuş, ama vicdan ve merhamet duygularını yitirmeden ayakta durmayı başarmış bir milletin kadim değerlerine rücu ettiğini görüyoruz.

Yüce Allah, “Allah’ın size verdiği nimetleri hatırlayın: Siz birbirinize düşman iken kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O’nun lütfu ile kardeş oldunuz ve ateşli bir uçurumun kenarında (iken) sizi ondan (nasıl) korudu.” (Âl-i İmran 103) diye buyuruyor.

15 Temmuz gecesinden önce, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Yerli-Göçmen diye ayrışmış, televizyonlarda birçok tartışmanın konusu olmuştuk. Ama bu ülkenin tüm meydanlarında bir milletin yeniden doğuşuna, bir uyanışa şahitlik ettik. Direniş ruhu bizi canlandırdı. Millet olma bayramı yaşandı. Artık nerede doğduğumuzu sorduklarında, “Milletin direniş meydanlarında doğduk. Darbelere, yedi düvele, tüm iş birlikçilerine karşı direnen bir milletin vatanındanız” diyebiliriz.

15 Temmuz Bir Milattır

Millet âdeta devletini ve ordusunu emperyalizmin esaretinden kurtardı. Ve bunu Allah, vatan ve özgürlük şiarıyla gerçekleştirdi. Kelimenin tam anlamıyla, o gece Diyarbakır’dan Edirne’ye, Van’dan Antalya’ya millet olduğumuzu, Kâbil’den Üsküp’e, Kahire’den Yemen’e, Somali’den Bakü’ye hatta Köln’den, Paris’ten New York’a kadar tüm dünyada cihanşümul bir ümmet olduğumuzu idrak ettik.

15 Temmuz tarihi Türkiye’de bir milattır. Tarihi bir an, dönüm noktasıdır. Sokaklarda tankların paletleri altında, Skorskylerin isli mermileriyle, F16’ların bombalarıyla ölmüş olsa da bu millet yeniden doğmuştur.

15 Temmuz 2016 milletimizin doğum anıyken eski Türkiye’nin, derin devletin, darbeye hakiki bir tepki gösteremeyen ve darbecilere karşı atılan tekbir seslerinden, yani kendi halkının çığlıklarına kulak tıkayan Türk solunun, Batı uygarlığının ülkemizdeki Büyük Engizisyonu’nun da ölüm anıdır. O gün kanlı darbeye sesini yükseltmeyen kim varsa 15 Temmuz şehitlerinin yasını tutan milletin yani Türk, Kürt, Çerkez... Türkiye’deki bütün halkların nazarında ölmüştür.

15 Temmuz gecesi, Türkiye tarihi açısından, her alanda, önemli bir kırılma noktasını temsil etmektedir. Bu anlamda siyasal, ekonomik, toplumsal ve askeri alanlarda 15 Temmuz gecesinin anlamı üzerinde hususiyetle durulması gerekmektedir. Çünkü 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin önlenmesi anlamına gelmemektedir. Türkiye siyasi kültürünün ve sosyolojisinin önemli değişikliklere uğramasının da miladıdır.

Darbe Girişimi Başarılı Olsaydı?

15 Temmuz  başarıya ulaşmış olsaydı, bugün Türkiye’nin Irak ve Suriyeleşmiş hâli ile karşı karşıya olacaktık. Zaten tetikte bekleyen, ellerini büyük bir heyecan ve sevinçle ovalayan gözü dönmüş Türkiye ve Müslüman düşmanı Batı uşağı PKK ve DAEŞ, şu an Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere verilen görevi yerine getirmek, taşeronluklarını yapmak için Türkiye içine girmiş, uyuyan hücrelerini de uyandırmış olacaklardı. Kimsenin tahmin bile edemeyeceği çatışma, tecavüz, kalkışma, cinayet ve bunlarla birlikte ağır bir travma ve bunalım yaşıyor olacaktık.

İşgal girişimi başarılı olsaydı, en mutlu ve bahtiyar kesim başta ABD, İsrail, İngiltere vb. ülkelerle birlikte Fetullahçılar ve ulusalcı geçinen kimi İslam düşmanı Kemalistler olacaktı. İnfaz edilmiş Müslümanlar, işkenceler altında inleyen garibanlar, dul kadınlar, yetim çocuklar, aç susuz, işkencenin her türlüsünü tatmış, sayısız faili meçhulün olduğu bir ülke olacaktık. Vatandan, milletten, namustan ve inançtan bahsetmemiz mümkün olmayacaktı.

Cemil Meriç’in dediği gibi, “Bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur, bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namuslulardan olun.”  Bugün ahlakın, erdemin, ahlaki asaletin karşısında bu milletin arını, namusunu, zekâtını, infakını, tertemiz gençlerini çalarak emperyalistlere kurban eden hainler var. Bu kavga, hak-batıl kavgasıdır. Bu savaş, yerli olanlarla yabancı/yabani olanlar ve onların yaverleri arasındadır. Bugün bin yılı aşkındır Kürt’üyle, Türk’üyle, Arap’ıyla adaletin sancağını bu topraklarda dalgalandıran ve hâkim kılan Anadolu’daki büyük irfan mektebine yaslanarak sürdürdüğümüz davanın galip geldiği gündür.

Yeni Bir Milletin Doğuşu

Artık tarih; Anadolu irfanı, aklı, merhameti ve vicdanı ile doğacak yeni kahramanlara gebe. İşgal kalkışmasına karşı gelen, damla damla büyüyerek sel sel akan nice yiğitler, dereler misali meydanları doldurdu. Anadolu meydanları insanlık deryasına dönüştü. Toplumun tüm kesimleri bu deryada toplandı. Bu meydanlar herhangi bir parti, vakıf, mezhep, meşrep, ırk çatısının altına sığmayacak kadar büyük bir kubbedir. Bu meydanlarda bulunan her kesim, bu kubbeyi ayakta tutan sütunlar mesabesindedir.

Bugüne dek ülkemizin bütün meydanları ayrıştırılmıştı. Taksim Meydanı bir kesimi, Diyarbakır Meydanı başka bir kesimi, Yenikapı, Konya, Antep, Malatya vb. meydanlar diğer bir kesimi temsil eder hâle getirilmişti. Bugün Taksim Meydanı’ndan Antep Meydanı’na, Konya Meydanı’ndan Van Meydanı’na, Diyarbakır Meydanı’ndan İzmir Konak Meydanı’na kadar tüm meydanlar, bu toprakların derinliklerinden fışkıran insanının ruhu ve irfanı ile yeniden doğuma şahitlik eden meydanlar olmuştur.

Artık ülkemizin tüm meydanları, Kürt’ü ile Türk’ü ile Arap’ı ile bu toprağın gerçek sahibi olan bu milletindir. Bu meydanlar bizim yeni üniversitelerimiz, yeni kampüslerimiz, yeni fikirlerin mayalandığı ocaklarımızdır. Bu ocaklar Türkiye’nin irfan meclisleridir. Tüm peygamberlerin mektebi, o şehirlerin meydanları olmuştur. Bugün, Yeni Türkiye’nin yeni paradigması, muştusu, türküsü, bestesi, filmi ve destanı, bu meydanlardan alınan ilham ile mayalanacaktır.

Şunu hepimizin içselleştirmesi lazım: Yıllardır yaptığımız birçok iyilik çalışması; ekmeğimizi, aşımızı paylaşmamız, bu milletin engin gönlünde hayat buldu. Siyasi iktidar, sosyal devleti toplumun içine indirdi. Sağlıktan ulaşıma kadar birçok devrime şahit olduk. Yollar, köprüler yapıyoruz, ama yeni bir kafa, yeni bir düşünce, yerli bir fikir, yerli bir insan üretmedikçe NATO’nun eğitim mefhumuyla yetişen her insan, sadece onlara bağlılığını bildirecek ve milletine ihanet edecektir. Yerli ayağı olmayan, içinde doğduğu topraklara yabancı olan, evrensel olamaz, dünyaya kendini kanıtlayamaz; aldatılır, savrulur, kaybolur. Bundan böyle yerli ve ümmetçi zihin, bu meydanlardan beslenmeli. Aksi takdirde aldatılan emperyalist kafalar tankları, uçakları bize karşı kullanmaya devam eder.

15 Temmuz, tarihî olarak ikinci bir Navarin faciası girişimidir. Ama bu defa facia değil, aksine başarısız bir girişim olmuş ve muazzam bir tepkiyle yeniden dirilişin ateşi yakılmıştır. 1827’de Osmanlı donanması Yunanistan’la savaşırken İngiliz, Fransız ve Rus güçleri tarafından tuzağa düşürülüp bir gecede yok edilmiştir. Navarin’in en büyük etkisi psikolojiktir. Navarin’den sonra Osmanlı Devleti psikolojik çöküntü yaşamıştır. Bu psikoloji, Batı’ya karşı eziklik, Batı’nın yenilemeyeceğine dair inanç olarak tezahür etmiş ve maalesef Osmanlı Devleti’ni Batı karşısında boyun eğmeye yöneltmiştir.

Küresel Güçler Türkiye’yi Gözden Çıkardı

Türkiye’de AK Parti’nin iktidara gelmesiyle yeni bir süreç başladı. PKK saldırıları yeniden başlatıldı. 2004-2005 yılları boyunca sürekli darbe hazırlıkları yapıldı. 2006-2007 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde laik Kemalist kitleler sokaklara döküldü. 27 Nisan bildirisi yayınlandı. AK Parti’ye kapatma davası açıldı. AK Parti’yi terbiye etmek için her şey yapıldı, ama başarı elde edemediler. Daha sonra eski Gladyo unsurları Ergenekon adı altında tasfiye edilip, yerlerine FETÖ’cüler yerleştirildi. 15 Temmuz darbecilerinin hepsi, bu tarihten sonra hızla terfi ettirilmiş kişilerdir.

Aslında 2009 yılı başlarındaki ‘One Minute’ olayı ve başlatılan Kürt sorunu çözüm süreci, küresel güçlerin Erdoğan’ı gözden çıkarmasına yetmişti. 2010 yılında Ortadoğu’yu saran “Arap Baharı”nın başlaması, aynı süreçte yaşanan Mavi Marmara katliamı ve Eylül ayındaki kısmi anayasa değişikliği referandumuna verilen yoğun destek dolayısıyla küresel güçler, sadece Erdoğan ve AK Parti’yi değil, Türkiye’yi de gözden çıkarmıştır. İşte o tarihten sonradır ki, içeride FETÖ’cüler, bölgemizde ise bu güçlerin işbirlikçileri ve Batılı güçler, Türkiye ve Erdoğan karşıtı bir kampanyaya yöneldiler. FETÖ, bu tarihten itibaren tamamen küresel güçlerin AK Parti ve Erdoğan’ı tasfiye ve devleti yeniden ele geçirip bunların projeleri doğrultusunda kullanma çabasının en önemli ve kullanışlı aparatına dönüşmüştür.

Bu tarihten sonraki seçimlerde kurulan AK Parti karşıtı cepheye dikkatle bakıldığında hepsinin geçmişte güya birbirine düşman unsurlar olduğu görülecektir. Birbirinin karşıtı gibi görünen güçler yan yana getirilip Erdoğan’a karşı güç birliği yaptırıldı. Gezi ve 6-8 Ekim Kobani barbarlığı gibi sokak terörü ile hükümet yıkılmaya çalışıldı.

Yine bu doğrultuda 17-25 Aralık tertip edildi. Bu milletin içinden devşirilmiş, bizzat emperyalistler tarafından kurgulanmış hainler eliyle algı operasyonları yaptılar. O da yetmedi; barışın, huzurun, yeniden güvenin yaşandığı doğuda, şehirlerimizin sokaklarına, içimizden kandırılmış hainlerin eliyle çukurlar kazdırıldı. Bu hainlerin öz yönetim kalkışmasında binlerce insanımızın evine ateş düştü. Yetmedi, 15 Temmuz’u planladılar.

Bu darbe girişimi, ABD/NATO’nun bilgisi ve desteği ile yapılmıştır. Darbecilerin Meclis’i bombalaması, Cumhurbaşkanı’na suikast girişimi, sivil halka acımasızca ateş açması, bir dış gücün işgal girişimini andırır. Yani iktidarı almak isteyen klasik bir darbeci cunta ile değil, bütün Türkiye’ye ve millete düşman bir dış güçle karşı karşıyayız. Darbeci FETÖ çetesi, onlar için başından beri söylenen ABD/CIA’nin beşinci kolu, Gladyo’nun örgütü, küresel güçlerin taşeronu gibi iddiaların hepsini haklı çıkarmıştır.

Bu yapı (FETÖ çetesi) ele alınırken mutlaka arkalarındaki güçlerle birlikte ele alınmalıdır. Aksi halde ilkokul mezunu bir vaizin sözde dini argümanlarla 40 yılda örgütlediği bir İslami cemaatmiş gibi dile getirilen masallara inanmak durumunda kalırız. Bunlar asla İslami bir cemaat değildir, doğal ve normal bir örgütlenme değildir. Başından beri iç ve dış destekle hormonlu bir şekilde devlete sızdırılmış organize bir operasyon aparatıdır. Bunlar dünyanın her yerinde Batı adına devşirme elit yetiştirme görevini yapıyorlardı. FETÖ, 2000’li yıllardan sonra Yahudi lobisi, Moon tarikatı, Bahailer gibi bir lobi örgütlenmesine dönüştü. Son yıllarda ise tamamen bir casusluk şebekesi oldular.

FETÖ sadece kendi çıkarları için çalışan kirli bir örgüt değil. Devletin her kurumuna misyonerleriyle sızan bir yapıdır. Sadece devletimize değil, ulaşabildiği her devlete sızan, her ülkede teşkilatlanan bir yapıdır.

İstenildiği kadar AK Parti ya da geçmiş partiler suçlansın aslında FETÖ yıllardır süren garblılaşma hastalığımızın bir ürünüdür. O bir Şark/Garb meselesidir.

İnsanlar sadece ekmek yemezler ruhlarını da doyurmak isterler. Modern toplumun soğuk ıssızlığı ve anomik belirsizliği karşısında bir hedef ve doktrin etrafında birleşmiş, disipline ve kurallara bağlı, itaat ve fedakârlığın ön plana çıkarıldığı, liderinin müritlerinin duygularına hitap ettiği gizli bir cemaat karşımızdaki. Radikal ve gizli siyasi bir din. Müritlerini “ortak çıkar” etrafında toplayan ve kendilerinden sonsuz fedakârlık talep eden sinsi bir örgüt.

Çiğ sekülerizm insanları, özellikle dindar insanları saklanmaya, takiye yapmaya, gizli gizli teşkilatlanmaya yöneltti. Takiyyeciliğe alışan bu insanlar sonunda devletin her bölgesine sızıp yurtdışındaki kirli güçlerle de ilişkiye girdiler. İktidarı bu dış güçlerin desteğiyle ele geçirmek istediler. Arkalarında kaç devlet var hala bilemiyoruz.

Suç, Cezasız Kalmamalı

Biz darbeler yoluyla bu ülkeye dayatılan, Batı’nın hukukunu milletin hukukundan üstün tutan bu anayasalarla ne NATO’yu ne de taşeronlarını yargılayabiliriz. Birçok ihanetle bezenmiş olan bu anayasa ile 60 İhtilali’ni, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yapanları hâlâ adam akıllı yargılayamadık. Bırakın 28 Şubatçıları yargılamayı, 28 Şubat mağdurları hala adalet beklemekte. 17-25 Aralık’ta bu kalkışmayı yapanları yargılayamadık. Eğer 15 Temmuz hain şebekelerini de yargılayamaz ve adaletin önünde bunlardan hesap soramazsak yeni darbeler arka arkaya gelmeye devam edecektir.

Bizim topraklarımızda en büyük suç, ihanettir. İhanetin cezası verilmezse hainler suç işlemeye devam eder. Bu darbe girişimi bir avuç FETÖ/PDY mensubundan ibaret değildir. Hainler, aynı anneden doğan kardeşleriniz de olsa affetmemeli ve adalete teslim etmeliyiz. Kamu vicdanı ancak böylece huzur bulur ve bu ülke gerçekten yerli, millî ve inanç değerlerine bağlı bir dönemi yaşar. Emperyalistler doksan yıldır birçok darbeyi destekleyerek bu milleti kontrol etmek istediler, ama artık yapamayacaklar. 15 Temmuz günü hepimiz bunu ortaya koyduk.

15 Temmuz’da olduğu gibi, eğer bu kalkışmalar tekrar ederse bu millet, bu kalkışmaları kışkırtanlara hesap soracak güçte ve inançtadır. İçimizde bu sancağı burçlara taşıyacak, bu tankların içinden iş birlikçileri söküp atacak yüzlerce, binlerce yiğit var ve var olmaya devam edecektir. Gün, şehitlerin kanına sadık kalıp Türkiye’yi kadim değerlerimizle yeniden kurma günüdür. Gün, aramızdaki tüm suni sınırları, tartışmaları bitirme günüdür. Gün adaletin, merhametin ve onurun sancağını emperyalistlerin zulmüne maruz kalmış tüm mazlumların çığlığına koşma günüdür.

Darbeyi şu an için bertaraf ettik. Yeni darbeler olmaması için bunları adaletin, Allah’ın yasaları, önünde cezalandırmazsak, onların hamisi olan bu darbenin planlayıcısı Gladyo ve bu satılmışların bağlı olduğu NATO, bunların hamiliğini ve avukatlığını üstlenmeye devam edecektir. CIA’yi, Gladyo’yu ve onların içimizdeki uzantılarını bertaraf etmeden, sadece darbecileri yargılayarak bu meseleyi çözemeyiz.

Bu sürecin zihniyet yapısını neden-sonuç ilişkilerini, bağlantılarını ve uzantılarını öfke ve nefret dilinin tuzağına ve indirgemeciliğine düşmeden, makul ve mantıklı bir zeminde anlamak ve yorumlamak mecburiyetimiz vardır. Bu yapılmadığı takdirde darbelerin oluşmasını imkânsızlaştıran bir ortam ve mahfil teşekkül ettirmek yerine darbelere maruz ve darbelerden mağdur olmuş bir ortamın teşekkül etmesi içten bile değildir.

Sosyal bilimlerin çok yönlü inceleme ve araştırma imkânını sonuna kadar kullanmak, problemler ve problematiklere doğru teşhis ve tanı koymak, meselenin anlaşılması bağlamında hayati derecede önem arz etmektedir. “Darbeler tüm kötülüklerin anasıdır” şeklinde özetlenebilecek genel ve hâkim tavrın toptancılığı yerine neden, niçin, nasıl gibi bir konunun yatay ve dikey boyutlarıyla anlaşılmasının asgari şartlarını oluşturan soruları mutlaka sormamız ve verilen cevapları eleştirel aklın ve diri bir vicdanın süzgecinden geçirmekle mükellef olduğumuzu düşünüyorum.

Darbenin Senaryosu ABD’de Yazılmıştır

Bu darbe 28 Şubat sürecinden bu yana pek çok habis ruhlu örgütler tarafından planlanan, senaryosu ABD’de yazılan, çekimleri Mısır’da, Suriye’de, Ürdün’de, Yemen’de, daha pek çok mazlum ve masum ülkede süren, final sahnesinin Türkiye’de çekilmesi düşünülen, yönetmenliğini çok uluslu örgütlerin yaptığı, yardımcı oyuncularda DAİŞ’in, PKK’nın, PYD’nin yer aldığı başrol oyuncusunun ise FETÖ olduğu bir filmdir. Final sahnesinin akim kalmasıyla gişe hasılatının çok düşük olacağı düşünüldüğünde filmin yapım şirketinin iflasın eşiğinde olduğu başarısız bir filmdir.

Şerefli Türkiye halkı bu filme seyirci olmamış, aktör olmayı seçmiş ve oyunu bozmuştur. Perde arkası açılmış ancak hâlâ karanlık kısımlar var. Velhasıl bu darbe küçük FETÖ’nün büyük Türkiye’ye yapacağı bir darbeden öte uluslararası bir işgal denemesiydi. FETÖ burada yalnızca bir araçtı. Ancak bu durum neden FETÖ’nün seçildiği sorusunu sormamızı engelleyemez. Bunu sormalıyız, ancak bunun kadar önemli bir diğer husus ise uluslararası işgal örgütünün tüm sözde aktörlerinin arka planını çözümlemekten geçiyor. Bu uluslararası işgal örgütünü biraz kurcalayınca çok ilginç bir şeyle yani kendimizle karşılaşırız.

Ne mi demek istiyorum?

Bu işgal operasyonunun tam merkezinde biz varız.

Bizim küçük dünyamızın paha biçilmez günahları var.

Batıdan  ithal edilen kişilik erozyonunun sembol yarışmaları,

Evlilik programlarının dayanılmaz hafiflikleri,

Medya vaizlerinin yarattığı sünepe dindarlık,

Aklını tatile gönderen sözde dindar gençlik,

Liyakati değil, itaati ve mensubiyeti esas alan gelecek beklentileri,

İçinde fikir, bilgi, eleştiri, ufuk ve çile barındırmayan kitaplar için dindar veya seküler insanların oluşturduğu uzun kuyruklar,

Ağzında gevrek kahkahası,

Yüzünde devlet bizim, hükümet bizim nahoşluğu,

Aklında ikbal ve ihtiras olan,

günü tüketen, kendi küçük konumunu korumaya ve yeni zavallı konumlar elde etmeye yemin etmiş insan tipleri olarak uluslararası işgal şebekelerinin cesaret kaynağının tam merkezinde yer alıyoruz.

Diriliş Destanı Nasıl Yazılır?

Okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan, toplumsal ve vicdani sorumluluğunu bir tarafa atmış neo-liberal dünyanın kutsalı olan paraya, kariyere, statüye odaklanmış bir hayatta üzerimizde darbeler eksik olmaz. Darbe yoluyla işgali yapanlar belli, ama bu işgale cesaret veren ve zemin hazırlayan ister kızın ister alının, ama biziz, başkası değil. 15 Temmuz gecesi ve akabinde üzerimizdeki ölü toprağını bir nebze olsun atabildik, ama eski hale dönemeyiz.

Sadece İstanbul’da 236 adet dev alışveriş merkezinin olması, ama 25 tane stratejik araştırmalar merkezinin olmaması sizi korkutmuyorsa darbelerden feryat etmenin de bir anlamı yoktur. Darbenin senaryosunun yazıldığı ABD’nin nüfusu bizim yaklaşık dört katımız. Ama üniversiteleri ve stratejik araştırma merkezleri sayısı yaklaşık bizim kırk katımız. İnsanlar evlerinden, arabalarından, kıyafetlerinden şikâyet ediyor, hep daha lüksünü istiyor lakin kimse bilgi birikiminden, akıl seviyesinden, entelektüel düzeyinden, vicdani duyarlılığından, strateji yoksulluğundan şikâyet etmiyor, rahatsız olmuyor. Bu durum bizi korkutuyor, ama darbecilere çok büyük bir cesaret veriyor.

Yüz binleri bulan emlakçıların olduğu ülkemizde kitapçılar ancak yüzlerle ifade edilebiliyor. Gördük bir gecede taş toprak, inşaat ve ticaret bir anda sona erebiliyormuş, fakat insana, bilgiye, düşünceye yapılacak yatırımlar asla bir günde sona ermeyecektir.

Bir milletin diriliş destanı her birimizin hüznü, vicdanı, kaygısı, düşüncesi, bilgisi ve umuduyla yeniden yazılabilir ancak.

İhaleler peşinde koşturmakla, “Hep başkaları yedi, birazcık da biz yesek ne olur?” demekle, “Lüksümü şükürle yaşıyorum” tesellisiyle, tüm sorumluluğu iktidara devretmekle bir diriliş destanı yazamayız.

Bir milletin diriliş destanı gerçek ve can yakıcı sorunlarla yüzleşerek yazılabilir ancak.

Bir milletin diriliş destanı köklerine dönerek, içinde yaşadığı dünya düzenini sorgulayarak, iç işlerinde daire-i adalet merkezli bir sistem teorisi dış ilişkilerde ise nizam-ı âlemi merkezli bir kapsamlı oyun/strateji teorisiyle mümkün olabilir ancak.

Unutmayın, bu saatten sonra şehitlerin omuzlarımıza yüklediği bu sorumluluklardan kaçan herkes, gelecekte maruz kalacağımız darbelerin suç ortağıdır.

Yeni Bir Paradigmaya İhtiyaç Var

Bu casusluk şebekesinin mensupları, 17-25 Aralık’tan bu yana korunmuş, himaye edilmiştir. Hâlâ içimizde sinsice pusuda bekleyenler var. Yıllardır hiç müdahale edilmeyen, Fetullahçı eğitim kurumlarının içinden çıkan, asalaklaştırılmış yüz binlerce genç var. Fetullahçı terör örgütünün mensuplarının en fazla yuvalandığı yerler, okullarımız olmuştur. Tarihî geçmişimize yaslanarak yeni bir eğitim paradigması inşa etmedikçe, bu emperyalistlerin bize dayattığı eğitim politikaları; uşak ruhlu, ur taşıyan, Rabbinden uzak, ama efendisine, emperyalistlere beynini kiraya veren mutant, genetiği bozulmuş insanlar yetiştirir. Bunun için sahih din anlayışımızı, eğitim anlayışımızı, yönetim anlayışımızı, vatandaşlık anlayışımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.

Müslüman görünümlü bu casus şebekesinin üç temel özelliği vardır: Birincisi bunların vatan, memleket ve toprak kavramı yoktur. İkincisi bunların din tasavvuru, Allah inancı ve kutsalları yoktur. Amaçları için feda etmeyecekleri hiç bir değerleri olamaz. Üçüncüsü bu lejyonerlerin aile, akraba, komşu kavramları yoktur. Biz biliriz ki aile, bir toplumun en önemli yapı taşıdır. 

İnsanı, kâmil yapan aklıdır, yüreğidir. Hiç kimse yüreğini, aklını kiraya vermemeli. Başlar, Rabbin huzurundan başka hiç kimsenin karşısında eğilmemeli. Çünkü insanı insan yapan, hür iradesiyle verdiği kararlardır. Özgürlük bedel ister. Bedeli ödenmeyen özgürlük, sunidir, bir gün geri alınır. Eğer, sözüm ona, eğitimli bir asker, binbaşı, yüzbaşı, general, bunca eğitime rağmen içinden doğduğu millete uçaklarla saldırıyorsa, bu eğitim sistemi topyekûn sorgulanmalıdır.

Bu topraklarda millet olmak sürekli bir kavgayı gerekli kılıyor. Protestan ahlakının “seçkin ve benzerlerinden üstün” fikrinin eseri olan ulusçuluk, bu topraklarda hiçbir zaman başarılı olamamıştır. Mustafa Özel, “Millinin kökü millet ise, Orta Doğu uluslarının hiçbiri milli değildir, ulusaldır. Daha doğrusu ulus olmaya çabalamış fakat hiçbiri başarılı olamamıştır. Başarısızlığın ana sebebi, bu nevzuhur devletlerin halklarının hafıza kaybına direnmiş olmasıdır” der. Tarih boyunca medeniyetlerin kesiştiği bir coğrafyada yaşamanın sorumlulukları var. Hasmımızın hesabını tahmin edeceğiz. Çünkü su uyur, düşman uyumaz. Biz de oyun kuracağız. Ama bizim oyunumuzun özünde adalet olacak.

Tarihte olduğu gibi yeniden Anadolu irfanı, bu meydanlarda ayağa kalkmaya başladı. Dünyanın değişik yerlerinde tüm mazlumlar ve mağdurlar yönünü Türkiye’ye, bu meydanlara, onların yardımına başından beri koşan, onlara hamilik, önderlik eden bu millete döndürdü. Ve o millet,  yöneticisiyle, yönetenleriyle Türkiye’nin tüm meydanlarında bir aradaydı. Her kesimden, her cemaatten, her partiden genç omuz omuzaydı. Nazım Hikmet’ in dizeleri canlandı adeta:

“Ben yanmasam,

sen yanmasan,

biz yanmasak,

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.”

Gün, Özgürlüğün Nöbetini Tutma Günüdür

15 Temmuz gecesi gösterdi ki ülkemizde Nene Hatunlar, Lilik Fatmalar, Ayşe Kadınlar, Fatma Bacılar, Hatice ve Hacer Anneler tüm meydanlardaki yürekli kadınlarla yeniden hayat buldu. Bu direnişin en önünde giden analarımız, bacılarımız ve kadınlarımızdı. Toplumun tüm kesiminden gençler, kendilerini bağlayan prangalardan kurtulmuşçasına tankların, makineli tüfeklerin namlusunun ucunda özgürlüğü, adaleti haykırıyor ve sıkılan kurşunlar onların göğsünde sönüyordu. Köylüsüyle, çiftçisiyle, mühendisiyle, profesörüyle, yönetmeniyle, yapımcısıyla, tüccarıyla, iş adamıyla, genç yiğitleriyle emperyalizme karşı karanlık bir gecenin aydınlık şafağına yüründü. Şair Sezai Karakoç’un ifadesiyle: “Geceye yenilmeyen her kişiye ödül olarak bir sabah ve bir gündüz bir güneş vardır.”

Gün; özgürlüğün, adaletin, onurun nöbetini tutma günüdür. İslam’ı, Müslümanları, tarihte özne yapan adalettir. Adaletin toplumun tüm kesimlerinde hâkim olması için çaba sarf etmemiz gerekiyor. Adalet şuuru olmayan halkların özgürlük bilinci olamaz. Ancak bir grup için, sadece belli zamanlarda adaleti hatırlamak adil değildir. Biz meydanlarda dünyadaki mazlumlar adına insanlığın nöbetini tuttuk.

Aramızda Suriyeliler, Iraklılar, Filistinliler, Mısırlılar, Libyalılar, Balkanlarda yaşayanlar ve daha nice mazlumlar ve dünyanın her yerinden heyecanımıza, kavgamıza, mücadelemize destek veren kardeşlerimiz var. Günlerce meydanlarda omuz omuza duran tüm sivil toplum örgütlerine, siyasi partilere ve tüm toplum kesimlerine, yürekli kadın-erkek, genç-yaşlı herkese selam olsun. Vatanını korkusuzca savunan bu milletin tüm değerli evlatlarına selam olsun. Süreç boyunca milletinin içinde olmak için canhıraş gayret eden tüm liderlere selam olsun.

Rabbim birliğimizi ve dirliğimizi bozmasın. Rabbim bize, yeni kalkışmaların karşısında canıyla, onuruyla dik duran, şehitlerimizin hatıratını ayakta tutan ve inandığı değerler için canını ortaya koyan yüz akı, göz aydınlığı gençler nasip etsin. Dünya tarihine örnek bir adalet, özgürlük ve onur mücadelesi ortaya koyduk.

Yürüyüşümüz, adalet mücadelemiz kutlu olsun. Bu direnişte toplumun tüm kesimleriyle mücadele ettiğimiz gibi Türkiye’nin inşasında ve ümmetin ayağa kalkışında da çok daha önemli sorumlulukların bizi beklediğini bilmemiz gerekir.

Aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun.

 

Gündem kategorisinde bulunan tüm haberler


Türkiye-Avrupa STK İşbirliği Zirvesi İstanbul’da Yapıld

Türkiye-Avrupa sivil toplum kuruluşları işbirliği ve ortaklık konseyinin zirve toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi.

12. Anadolu Buluşması Sonuç Bildirisi

“İslam Dünyasında Güncel Sorunlar ve Çözümleri” başlıklı 12. Anadolu Buluşması “Sonuç Bildirisi”nin okumasıyla sona erdi.

Kapanış Konuşması: Zekeriya Şengöz

12. Anadolu Buluşması’nın kapanış konuşmasını Anadolu Platformu İstişare Kurulu Başkanı Zekeriya Şengöz yaptı.

İslami Hareketler için Yeni Yaklaşımlar ve Stratejiler

12. Anadolu Buluşması’nın son oturumunda (VIII. Oturum) tarihçi yazar Hüseyin Özhazar ve AKADDER Başkanı Rabia Aldemir birer sunum gerçekleştirdi.

Çağdaş İslami Hareketlerin İmkân ve Sorunları

VII.Oturumunda konuşan gazeteci yazar Kemal Öztürk, “Tüm tartışmaların birinci maddesi İslam ülkelerindeki Müslümanların birbirleriyle olan ayrılığıdır”

Siyaset ve Hakikat Arasında İnsan Olmanın İmkânları

12. Anadolu Buluşması’nın VI.Oturumu Prof.Dr.Ali Gür’ün moderatörlüğünde yapılırken, Doç.Dr.Alev Erkilet ve Prof.Dr.Zekeriya Kurşun birer sunum yaptı.

Geçiş Dönemlerinde Siyaseti Yeniden Düşünmek

12. Anadolu Buluşması’nın V. Oturumunda; Ahmet Turan Koçer, Ümit Aktaş ve Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu birer sunum yaparak düşüncelerini katılımcılarla paylaştı.

Modern Ahlak Anlayışının Temel Meseleleri

12.Anadolu Buluşması’nın IV.OTURUMU “Modern Ahlak Anlayışının Temel Meseleleri” Tayyip Elçi, Şefik Sevim ve Ramazan Kayan

Modern Hayatta Ahlaklı Olmak Ne Demektir?

III. Oturum: “Modern Hayatta Ahlaklı Olmak Ne Demektir?” Abdulbaki Çağatay, Prof. Dr. Hacı Duran ve Abdulhakim Yalçın.

Atasoy Müftüoğlu ile Hasbihal

12.Anadolu Buluşması'nda bir Hasbihal gerçekleştiren yazar Atasoy Müftüoğlu “Bugün bizim,İslam toplumlarının yapısal ve tarihsel sorunlarını konuşmamız gerekir.”
Alt Manşet
Gündem
Türkiye-Avrupa STK İşbirliği Zirvesi İstanbul
12. Anadolu Buluşması Sonuç Bildirisi
Kapanış Konuşması: Zekeriya Şengöz
İslami Hareketler için Yeni Yaklaşımlar ve St
Çağdaş İslami Hareketlerin İmkân ve Sorunları
Siyaset ve Hakikat Arasında İnsan Olmanın İmk
Geçiş Dönemlerinde Siyaseti Yeniden Düşünmek
Modern Ahlak Anlayışının Temel Meseleleri
Modern Hayatta Ahlaklı Olmak Ne Demektir?
Yardım
İyilikder Suriye'de Kurban Eti Dağıttı
İyilikder Bu Bayramda Çocukları Sevindiriyor
İyilikder Suriye’deki Kamplarda Bayramlık Dağ
İyilikder’in Okul Onarım Çalışmaları Devam Ed
İyilikder Cerablus’ta Günlük Yardım Yapıyor
Paylaşınca Hayat Bayram Olur!
6 Yetim Aile Evlerinde Ziyaret Edildi
2017 Kurban Organizasyonu İstişare Toplantısı
Bab’daki Okulların Onarımı için Çalışmalar Ba
Eğitim
İyilikder II. Yetim Çocuk Şenliği Yapıldı
Öğretmenler Komisyonu Hasbihal Toplantısı Yap
Fidander Yaz Okulu Sona Erdi
Bir Yaz Okulu Böyle Geçti
Cami Yaz Okulları İstişare Toplantısı Yapıldı
Adobe Ürünleri Kursunda İlk Sertifikalar Veri
Onlar Eğlenerek Öğrendiler
Bilimder Yaz Okulu Sona Erdi
AÖB Kız Öğrenci Kampı Devam Ediyor
Kurumsal
Bülbülzade Vakfı Teşkilat Toplantısı Yapıldı
Malatya İmamı Azam Derneği’nden Vakfımıza Ziy
Bayramlaşma Bayramın III. Günü Yapıldı
Kurban Bayramınız Mübarek Olsun...
Yabancı Öğrencilerden Vakfımıza Ziyaret
Suriye Yardım Derneğinden Vakfımıza Ziyaret
Common Future Derneği Vakfımızı Ziyaret Etti
Alim ve Kanaat Önderlerinden Vakfımıza Ziyare
Sakaryalı STK’lardan Vakfımıza Ziyaret
Gençlik
Ortaöğretim Öğrencileri için Doğru Tercih Sem
Yetimler İftar Sofrasında Buluştu
AÖB Gaziantep Şubesi İftarı Yapıldı
Meal Yarışmasında Dereceye Girenlere Ödülleri
Geleceğe Bir Adım Projesi Öğrencileri İftarda
AÖB 15 Ülkede Kardeşlik Sofrası Kuruyor!
AÖB 11. Bölge Ortaöğretim Çalıştayı Sona Erdi
Yetimler Piknikte Doyasıya Eğlendi
EKE Yılsonu Bitirme Programı Yapıldı
Aile
Mozaikder “Ölümcül Kimlikler”i Tahlil Etti
Okul Kampanyası için Kahvaltı Programı Düzenl
Kültür ve Kardeşlik Buluşmasına Davetlisiniz
Mozaikder, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü Tah
Akadder’in Okul Projesi için Güç Birliği
Akadder Hizmetiçi Eğitim Programı Yapıldı
Mozaikder, Aklı Selim’i Tahlil Etti
Mozaikder, Türkiye’nin Maarif Davası’nı Tahli
“Beni Duyuyor Musun?” Kitabı Tahlil Edildi
Röportajlar
Hayalimiz İnsani Gelişmişlik Endeksi Yüksek B
Yurt Anlayışını Yeni Bir Konsepte Dönüştürdük
Anadolu'nun ötekisi şeytandır, emperyalistler
28 Şubat'ı Cezalandıramadığımız için 15 Temmu
İstikrar Spor Kulübü Başkanı ile Röportaj
15 Temmuz Sonrası Sokak Röportajları
Bölge halkını savaşın aracı yapmak istiyorlar
Suriye'nin geleceğine 'entelektüel yatırım'
Demokrasi Meydanından Canlı Röportajlar
Yayınlarımız
Ramazan Günlükleri Şafak Radyo’da
‘Etkinliklerle Yaz Okulu Kitabım’ Çıktı!
Muhacirler Belgeseli’nin 24. Bölümü Yayınland
Bültenimizin 14. Sayısı Çıktı
Suriyeli Muhacirlere Sosyal Uyum Rehberi Çıkt
İşrak Gazetesi'nin 1.Yıl Lansmanı Yapıldı
Rastiya Jiyane 6. Sezon Çekimleri Yapıldı
‘İslam Dünyasında Temel Sorunlar’ Çıktı
Muhacirler Belgeseli TRT Avaz’da Yayında