Bu sayfayı yazdır
"Sivil Muhasebe" Semineri Turgay Aldemir’in Katılımıyla Yapıldı

"Sivil Muhasebe" Semineri Turgay Aldemir’in Katılımıyla Yapıldı Öne Çıkarılmış

Şehir ve Medeniyet Akademisi Seminerinin bu haftaki konuğu "Sivil Muhasebe" konulu sunumu ile Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir’di.

Hür Akademisyenler Derneği (HAKAD) ve Şehir ve Medeniyet Derneği’nin birlikte yürüttüğü Şehir ve Medeniyet Akademisi Seminerinin bu haftaki konuğu "Sivil Muhasebe" konulu sunumu ile Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir’di. Geniş bir katılım ve yoğun bir ilgi ile gerçekleşen programda Aldemir şunları söyledi:

“Güncel konular bağlamında STK ve gönüllülük kavramı üzerine durulmuş, sivil toplum akıl ve hikmete dayalı bir muhasebe ile değerlendirilmiştir.

-İçinde bulunduğumuz dünyaya karşı sorumluluklarımızı nasıl şekillendireceğiz?

-Din bu süreçte teselli eden mi onaran bir fonksiyon mu üstlenecek?

-Modern dünyada her şeyin nesne kılındığı, aklın araçtan amaca dönüştürüldüğü bu süreçte yeni krizler yaşanıyor. İnsanın doğa ile kurduğu ilişkiden dolayı mı bu krizler yaşanıyor yoksa Allah’ın bir imtihanı mıdır?

-Müslümanlar olarak biz ne yapabiliriz? Sorularının muhasebesini yapmalıyız.

STK’larda bulunan kişilerde tatminsizlik bulunmaktadır. Bu durum her gün bir şeye saldırarak süreci daha da sıkıntıya sokmaktadır. Kalben mutmain olan sivil toplumların bulunması toplumu değiştirerek iyi yönde dönüştürebilir. İnsan bedensel isteklerini terbiye ettiği zaman özgürleşir, kalben mutmain olur ve toparlanır. Vicdanın işlemesi vicdanın imanın zeminini hazırlanması gerekmektedir ve vicdan imandan önce gelir. Diri gönüllü insanların gönül merkezli dünyayı oluşturması en önemli sorumluluklarıdır. Kur’an’daki gerçeklerle birlikte düşünerek gönlümüzde bu çalışmaları sağlam merkeze oturtmalıyız.

Gönüllülük gönülden iş yaparak samimi olmayı gerektirir ve etrafı şekillendirir. Adanmanın insanlara yeni bit ruh verip gönlünü dirilttiği bir gerçektir. O diri gönüllerin yaptıkları ile biz şu an dirilmeye devam ediyoruz. Her insanın dalgası frekansı farklıdır. Gönül diriliğinin şekli farklıdır. Bu sebeple gönüllerde kimi keşfedip kalplere dokunmalıyız. Sözün pratiğini hayatımızda yaşamadığımızda söz karşı tarafa ulaşmaz. Yarım ağız söylenen sözler kalbe inmez. Sivil toplumda sorumluluk almak demek eli açık, gönlü açık olmak, hep birlikte bir amaç için işe koyulmak, kararları disiplinle yapmak demektir.

Aristo sivil toplumu bireysel çıkarlardan uzak bir topluluk olarak tanımlamıştır. Hegel ise siyaset ve oligarşi den uzak daha üst bir formu, erdemi göz önüne koyan bir tanım yapmaktadır.

Sivil toplum arınma paylaşma ve hizmet kapısıdır. Almak değil vermektir. Kendi hukukumuzu değil zayıfın hukukunu gözetmektir. Sivil toplumlar toplumun değerleri için mücadele ederler. Toplumun inanç değerlerine karşı sorumluluk hissederler. Kötülüğe karşı tavır ortaya koyarlar. Fakat aynı zamanda bu tavrın sivil toplum da bulunan kişiler tarafından içselleştirilmesi de çok önemlidir. Aksi takdirde yerine ulaşmaz.

Vakıf ve sivil toplum anlayışı kültürümüzde geçmişten bu yana bulunmaktadır. Bizim kültürümüz ile Batı kültürü arasında farklılık vardır. Günümüzdeki sivil toplum batıdaki kültürü revize ederek yeniden oluşmaktadır. Bizim Vakıf kültürümüzde ise STK tüm zayıflar için imkân oluşturmayı zül kabul etmiştir. İnsanlar öldüklerinde mal varlıklarını buralara bağışlamışlardır. Etnisite sınıf gözetmeden herkesi kucaklayan insanların yarasını saran bunun için bir araya gelen yerler olmuşlardır. Ancak günümüzde maalesef acıları daha da tazelemek söz konusudur. Fakat bize gelenlerin bizde dirilmesi kalbimizin yeniden imar edilmesi gerekir. İslam toplumunda Vakıf sayısı çok fazladır günümüzde ise her kişiye bir STK düşecek hale gelmiştir ama işlevselliği kalmamıştır. STK’lar yalnızca yardım kuruluşları haline gelmiştir. Ancak STK’lar insanları içinde bulundukları sıkıntıdan kurtarıp özgürleştirme amacı gütmelidir. Paylaşılacak tek şey para değildir. Birbirimizle paylaşılacak o kadar çok değerimiz var ki. Geçmişimizde fethedilen yerlerde yapılan ilk iş Vakıf kurmaktır. Vakıflarla bu yerler ihya edilmiştir. Biz STK’lara kendi açlığımızı gidermek için geliyoruz. Ancak artık doymuş, olmuş kişilerden bunu oluşturmamız gerekiyor. Bunun yanı sıra sivil toplumlarda şeffaflık ve hesap verebilirlik gerekmektedir. Allah karşısında gri alana düşürecek şeylerden uzak durmalıyız. Açık ve şeffaf olursak insanlar hayrını verdiği gibi gönlünü de verir. Faaliyetlerde şeffaflık oldukça önemlidir. Sorumlu kişilerin yetkinliği ve şeffaflık ile sivil toplumlar daha da güçlenir.

STK’larda insan çeşitliliğine, farklı ses ve akıllara ihtiyaç vardır. İstişare ve ehil kişiler önemlidir ve alınan kararın sorumluluğu üstlenilmelidir. Ehline başvurulmaz ve sorumluluk gerektiği gibi üstlenilmezse sürekli değişen işler buraları terk edilen yerlere dönüştürür.

Bir kuruluşun adının STK olması bu yeri gerçekten STK yapmaz ancak kuruluş felsefesinde ki toplumsal değerler o yeri Sivil toplum yapar. Bugün Suriye’ye biz yardım götürürken orada bulunan yabancı güçler şehitlerin çocuklarını yetiştirerek yeni Suriye kurmaktalar. Bizler de, bizden sonrakilere miras bırakacak işler yapmalıyız. Yapmamız gereken al ver işinden ötesi olmalıdır. İş bölümü yapılarak işi ehline vermek önemlidir. Ancak bugün sivil toplumlar da insan sayısı çok olmasına rağmen var olanlar sadece birbiri ile uğraşmaktadır. Müslümanlar ne kadar çok bu işi üstlenirlerse Allah da o derece mustazafları yeryüzünde üstün konuma getireceğini vaat etmektedir.

Mücadele tutkusundan yoksun bir hayat ölümden farksızdır. Bizde mücadele potansiyelimizi güncelleyip doğru hedeflere yol almalıyız.

Ruhlarımızı şehirleştirmeliyiz.  Peygamberler farklı insanların bir arada yaşamak zorunda olduğu insan çeşitliliğinin çok olduğu yerlerde bulunmuşlardır. Ancak kimseye ayrımcılık yapmamışlardır. Bizler de kimseyi ötekileştirmeden farklılıkları fırsat bilerek harekete geçmeliyiz. Yoksa nasıl insanlarla gönül bağı kuracağız. İnsanlara güven evi sunmak şehri münevver hale getirmek... İşte İslam budur. Yaptığımız işlere ha var ha yok gözüyle bakıyorsak yaptığımız işler bizi tatmin etmiyorsa nasıl topluma rehberlik edeceğiz. Bu yüzden dini kaynaklara bağlı kalarak kendimizle yüzleşip kendimizi güncelleyip tutuculuktan kurtulmaya hakkaniyetli bir temsile ihtiyacımız bulunmaktadır. Din hayatın içinde yaşanırsa anlamı vardır. Bizler toplumun çeperinde durarak o topluma söz söyleyemeyiz. İçinde bulunarak içinde aktif olarak rol model olarak ancak bir şeyler söyleyebiliriz.

Bizler insanların yürekleriyle Rabblerini buluşturup özgürleşmelerini amaçlamalıyız.  Müslümanların temel ilkelerine bağlı kalarak bugünün sorunları ile yüzleşmesi gerekmektedir. Müslümanlar tepki vermekten çıkıp pozitif düşünmeye geçmelidir. Yalnızca karşı durarak bu hayatı yaşayamayız. Bunun dışında da bir şeyler yapmalıyız. Toplumda diğer gamlığa, paylaşamaya ihtiyaç var, bunu sağlamazsak bizler de insanlık da huzur bulamaz. Bizler aktif özne olarak varlığına şahit olunan Müslümanlardan olmalıyız. Burada önemli olan şey insanın gönlüdür, kalbidir.  Gönlü mutmain olmuş kişiler toplumun yüz akı ve gönül aydınlığı olur. Toplumun aktif öznesi olmalıyız. 

STK’lar insan yetiştiren bir ocak olmalıdır. Yapılan işlerin amacı ikinci plana atılmamalı, nasıl yapıldığından öte niçin sorusu da sorulmalıdır. Tercihlerimiz ile istikamet üzere yaşamak için birbirimize ihtiyacımız var. Böylece birbirimizi istikamette tutarak yanlıştan çekip alabiliriz." dedi.

Yazar Hakkında

bulbulzade.org

"Arzın imarını ve neslin ıslahı"nı kendisine ilke edinen vakfımız 1994 yılından beri Gaziantep'te faaliyetlerine devam etmektedir...

Benzer Ögeler