Perşembe, 24 Eylül 2020
Kurtuluş Ormanımızda Badem Hasadı Başladı

Kurtuluş Ormanımızda Badem Hasadı Başladı Öne Çıkarılmış

Bülbülzade Vakfı Kurtuluş Ormanında badem hasadı başladı.

Gaziantep-Kahramanmaraş karayolunun 32. km’sinde 250 dönüm arazi üzerinde bulunan Kurtuluş Ormanı’nın çalışmalarına 2008 yılında başlandı. 2009 yılında ise şehrin ileri gelenleriyle açılışı yapıldı. Adını Gaziantep’in kurtuluşundan alan ormana yine Antep savunmasında şehit olanların anısına 30 bin fidan dikildi.

Uzun ve yorucu geçen bakım çalışmalarının ardından kurtuluş ormanındaki fidanlar büyüdü, meyveye durdu ve badem hasadı başladı.

Tamamen doğal ortamda organik olarak yetiştirilen bademin faydaları saymakla bitmiyor. Yüksek besin değeri ihtiva eden badem; E vitamini, kalsiyum, fosfor, demir ve magnezyum açısından zengin bir kaynaktır. Ayrıca, çinko, selenyum, bakır ve B3 vitamini içerir. Diğer bütün türleriyle karşılaştırıldığında besin değerleri ve faydalı bileşenleri ile ön plana çıkmaktadır.

Geliri vakıf çalışmalarında kullanılmak üzere kabuklu ve kabuksuz olarak satışa sunulan bademle ilgili detaylı bilgi almak için: 0537 492 46 48 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

Yazar Hakkında

bulbulzade.org

"Arzın imarını ve neslin ıslahı"nı kendisine ilke edinen vakfımız 1994 yılından beri Gaziantep'te faaliyetlerine devam etmektedir...

Benzer Ögeler

  • Anadolu Kültür Merkezleri Törenle Açıldı

    Bülbülzade Vakfı, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve Gaziantep Üniversitesi’nin iş birliği ile Azez, Afrin ve Cerablus'ta inşa edilen Anadolu Kültür Merkezleri, Azez'de kalabalık bir davetli topluluğunun katılımıyla törenle açıldı.

    Azez, Afrin ve Cerablus kentlerinde inşa edilerek hizmete giren Anadolu Kültür Merkezleri’nin açılışına; Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürü Yusuf Karaloğlu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı (YTB) Abdullah Eren, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkan Vekili Serkan Kayalar, Kilis Vali Yardımcısı Ömer Yılmaz, Kilis İl Milli Eğitim Müdürü, AFAD yetkilileri, STK temsilcileri, Anadolu Platformu gönüllüleri ve çok sayıda davetli katıldı.

    Törenin açılışında Anadolu Platformu Suriye Koordinatörlerinden Melih Ay tarafından kültür merkezleri ile ilgili bir bilgilendirme sunumu gerçekletirdi.

    Törende bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam, bu çalışmanın Türkiye'nin bölgede barışın ve huzurun tesisi için gösterdiği gayreti sembolize ettiğini belirterek, kültür merkezinin hayırlara vesile olmasını diledi. Bu tür faaliyetlerin güvenli bölgelerde daha fazla artması gerektiğine dikkat çeken Çam, emeği geçenlere teşekkür etti.

    Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir de; “Hepimizin malumu uluslararası savaş arenasına dönen Suriye’de ülkemiz tarihi bir misyon üstlenmiştir. Ülkemizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın, insani yardımlar, eğitim, sağlık, barınma, güvenlik gibi insani ihtiyaçları karşılamak üzere yürüttüğü çalışmalar adeta insanlığın namusunu kurtarmıştır.” dedi.

    Vakıf olarak yürüttükleri tüm çalışmalarda Suriyeli kardeşlerimizi yol arkadaşı olarak gördüklerini belirten Aldemir; “Yürüttüğümüz bütün çalışmalarda birlikte hareket etme kabiliyetimizi arttırma gayreti içerisinde olduk. Suriyeli kardeşlerimizi birlikte çalışabileceğimiz, fikir alışverişinde bulunabileceğimiz yol arkadaşlarımız olarak gördük. Bugünde Türkiye ile sınırlı kalmayıp buralarda kardeşlik hukukumuz gereği neler yapabiliriz bunun gayreti içindeyiz. Bunun en önemli somut örneklerinden birisi olarak Anadolu Kültür Merkezi’nin açılışını yapacağız” dedi.

    Konuşmaların ardından Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir tarafından açılış töreninin anısına Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam ve Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürü Yusuf Karaloğlu’na hediye takdimi yapıldı.

    Azez, Cerablus ve Afrin’de hizmete açılan Anadolu Kültür Merkezlerinde eğitim, kültür, sanat ve fikir çalışmaları, dil kursları, hat ve müzik kursları, meslek edindirme kursları düzenleniyor.  Ayrıca; medya kursları, yazarlık ve okuma atölyeleri, aile eğitimleri, psikoloji seminerleri, gazete ve radyo çalışmalarıyla toplum yararına her yaşa hitap eden kapsayıcı eğitimler düzenleniyor.

  • Anadolu Kültür Merkezleri Hizmete Açılıyor

    Bülbülzade Vakfı, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve Gaziantep Üniversitesi’nin iş birliği ile Kuzey Suriye’de inşa edilen Anadolu Kültür Merkezleri, Azez, Afrin ve Cerablus kentlerinde hizmete girdi.

    Suriye’deki savaşın yıkıcı etkilerini eğitim ve kültür çalışmalarıyla gidermek amacıyla hizmete açılan Anadolu Kültür Merkezleri’nde; dil kursları, müzik kursları, medya ve iletişim kursları, meslek edindirme kursları, alan seminerleri, yazarlık atölyeleri, radyo ve gazete çalışmalarıyla bölgede yaşayan her yaştan insana hizmet veriliyor.

    Anadolu Kültür Merkezleri’nin bir misyonu da adeta bir Sivil İletişim Merkezi haline gelerek yerli halkın eğitim ve kültürünü zenginleştirmeyi ve geliştirmeyi amaçlamasıdır. Bu amaç doğrultusunda düzenlenen Medya ve İletişim kursları ile Kültür Merkezlerinin bir Medya Enstitüsü haline gelmesi hedefleniyor.

    Bölge insanın kadim geçmişimizden güç alarak farklılıklara saygı gösterip ortak geleceğimizi birlikte şekillendirme misyonuna hizmet eden Anadolu Kültür Merkezleri’nde din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin verilen eğitimlerle farkındalık oluşturuluyor.

  • 14. Anadolu Buluşmaları Sonuç Bildirgesi

    Tüm insanlığın kapsamlı ve hızlı bir değişim sürecinden geçtiği dijital çağda, insan ve doğa yeniden anlamlandırılıyor. İnsanın ne olduğu sorusu, niçin var olduğu sorusu anlaşılmadan cevaplanamaz. Bununla birlikte zaman ve mekandan bağımsız bir insan tanımı da yapılamaz. Çünkü insan, anda yaşayan, dünden kopmayan, yarını planlayan bir canlıdır.

    Küreselleşen dünyada kozmopolit bir hayat yaşayan günümüz insanı, kendi metafiziğine, tarihine ve dünya tasavvuruna yabancılaşmıştır. Modern dönemde ideolojilerin ve ekonomik yaklaşımların egemen olmasıyla birlikte insanın mahiyetine ve mesuliyetine dair klasik tasavvurlar sarsılmış ve insanlık tarihindeki en kritik kırılmalardan biri yaşanmıştır.

    Modern dünyada insana dair sorunlar, insan dışlanarak ele alınmaktadır. Modern insan; sayıların, verilerin, istatistiklerin, sıfatların ve etiketlerin konusu haline gelmiş durumda. Modernlik, gökle yer arasındaki bağı koparmış, bu rabıtanın kopmasıyla insanda ademden beşere düşüş başlamıştır.

    Yeni yüzyılda, özellikle yapay zeka, robot teknolojileri, nörobilim ve genetik gibi bilim ve teknoloji dallarında yaşanan gelişmeler, insan varlığını ve mahiyetini tartışılır hale getirmiş ve bir anlam krizi üretmiştir.

    İnsanlığın karşılaştığı tehditlerden biri de ekonomiktir, ancak bunun temelinde yatan ise adalet krizidir. Çünkü yeryüzünde görülen açlık, fakirlik ve yoksulluk gibi problemler, kaynak yetersizliğinin değil, kaynakların adaletsiz dağıtılmasının ve sömürgeci zihnin bir sonucudur.

    Bununla birlikte insanlığın yaşadığı en büyük kriz, kendi yaşama amacını unutmasıdır. İnsanın ve insanlığın ne olduğu sorusu hâlâ önümüzde duran en önemli sorudur. Kim olduğunu bilmeyen, ne istediğini bilemez. İnsanın insanla ilgili malumatı arttıkça, insanın bilinmezliği de artmaktadır.

    Felsefi düşünce insanı erken fark etmiş, çabuk unutmuş, geç hatırlamıştır. Fakat hep yanlış anlamıştır. Zira onu, yaşayan bir varlık olarak değil; soyut ve statik bir nesne olarak düşüncenin konusu kılmıştır. Modern felsefe ve pozitif bilim, insanı nesneleştirmiştir.

    Modernizmin ürettiği “üst-insan” tasavvuru, İslam’ın “kamil-insan”ını yeryüzünden kovar hale gelmiştir. Halbuki birey, aile ve toplumun temeli ahlaktır. Ancak modern insanın yaşadığı anlam krizi, bir ahlak krizi doğurmuştur. Ahlak ise ancak ötekinin varlığıyla hayat bulur. Ötekine karşı davranışın esasları ise saygı ve sağduyudur.

    Kendi tarihini ve kültürünü bir yük olarak gören ve ondan hızla kurtulmak isteyen Batı’nın ve bizdeki Batı hayranlarının anlayamadığı nokta; bayındır sokaklar, yüksek binalar, her türlü teknolojik gelişmişlik; insanın anlam dünyasıyla buluşmadığı sürece, insani krizin önüne geçilemediğidir.

    Modern insan, metafiziğinden arındırılmış, politik ve ekonomik çıkarlara yönelik amaçlarla kurgulanan eğitim sistemiyle varlığını sürdüremez. Dolayısıyla, eğitim ne dünü anlama sanatı ne çağın gerekliliklerine icabet etme pratiği ne de geleceğe hazırlanma yarışıdır. Eğitim, insanın kendisini tanıma, anlama ve anlamlandırma sürecidir.

    İnsan sadece biyoloji, psikoloji, sosyoloji, siyaset veya ekonomiden herhangi birinin konusu olarak değerlendirilemez. Çünkü insan indirgenemez ve bütünlüğü bozulamaz bir varlıktır. İnsan fıkha göre mükellef, kelama göre iman eden, felsefeye göre akleden, tasavvufa göre de aşık olan bir varlıktır. Oysa insan bunların biri değil, bilakis hepsinin toplamıdır.

    İslam medeniyetinde insan, içinde yaşadığı doğadan ayrı olarak düşünülmemiştir. İnsan ve doğa, bir bütünlük içinde değerlendirilmiştir. Çünkü insan, bir yandan bedenden diğer yandan da ruhtan oluşur. İnsanlık tarihi, insanın anlam arayışının tarihidir. İnsanın ruhu iyi olmadan bedeni, bedeni iyi olmadan da ruhu iyi olamaz.

    İnsan, iyiliğe ve kötülüğe meyletme fıtratına sahip bir varlıktır. İnsanlık tarihi de iyilik ile kötülük, adalet ile zulüm, insanlık değerleri ile beşeri güdüler arasındaki bir çatışmadan ibarettir.

    Yaratılış itibariyle eksik ve aciz olan insan, kendisine bir üst referans alanı belirlemediği sürece, tamamlanma aşamasına geçemeyecek ve varlığına yönelik her türlü saldırıya açık hale gelecektir. İnsan, ancak dünyayı, evreni ve zamanı emanet gören bir yaklaşımla anlamını ve değerini kazanır.

    Birbirimizi daha iyi tanımamız için bizi milletlere ve kabilelere ayıran Rabbimizin muradı, sürekli olarak birbirini tanımlayan ve ayrıştıran değil, birbirini tanıyan, tamamlayan ve anlamaya çalışan olmamızdır.

    İnsanlığın anlamı veya insani değerler, ancak davranış ve tutumlarla ortaya çıkar. İnsanın kemale ermesi, ancak dünya ve ahiret dengesinin sağlanmasıyla mümkündür. Bu dengeyi sağlayacak olan gerçek gelişmişlik; zayıfları, güçsüzleri ve diğer varlıkları fark etmektir.

    Tek başına kurtuluşun mümkün olmadığını, içinde yaşadığımız toplumun doğru, iyi, güzel ve sağlıklı olması durumunda kurtulacağımızı bilmeliyiz.

    İnsan ile tabiat arasında yeni bir merhamet sözleşmesine ihtiyaç var. İnsanın kendi hayatını anlamlandırması ile tabiatı açıklaması arasında karşılıklı bir ilişki bulunmaktadır.

    İnsanı ayakta tutan değerlere büyük ihtimam göstererek bir istikamet oluşturulmalıdır. Bu istikamet, irade ve aklı, kulluk ile buluşturmalıdır.

    İslam dünyası kendi değerlerini Batı terminolojisiyle ifade edemez. Çünkü bütün gelişmişliği ve kazanımlarına rağmen Batı, insani anlamda bir krizle karşı karşıyadır.

    Bütün sorunlarına rağmen İslam dünyasında, insanlık değerlerini yeniden yeşertecek bir potansiyel bulunmaktadır. Batılıların İslam dünyasına yönelik saldırısının temelinde de bu potansiyel yatmaktadır. İslam dünyası güçlü bir potansiyele, ancak zayıf bir dinamiğe sahiptir.

    Kapitalizmin sömürü düzeninin ortadan kalkması, ancak onun “homo-economicus” insan modelinin yerine değer yüklü bir insan modelinin geçirilmesiyle mümkündür. İslam alemi, hayatı maddeye endeksleyen seküler zihinle sadece manayı özümseyen mistisizm arasında seçim yapmak zorunda değildir. Çünkü insan, maddî yönüyle beşer, manevi yönüyle ademdir ve bu ikisi arasında kurulan dengeyle kendini gerçekleştirir.

    İslam dünyası, küresel emperyalizmin ürettiği ve tüm insanlığı bağımlı kılmaya çalıştığı teknolojiyi kendi değer dünyası içinde yeniden üreterek ve doğru kullanarak çağı yakalayabilir.

    Yaşadığımız sosyal hayatı ve toplumsal ilişkileri tanzim eden bir hukukun yanı sıra Allah ile olan birlikteliğimizi sağlayacak bir hukuka da ihtiyaç var. Bu hukuku tesis edecek olan, yaratılışımıza uygun, tabiat ve alemle çatışmayan; esenlik, dirlik, refah, uyum ve huzur üreten bir hayat tasavvurudur.

    Farklılıkları koruyarak kendimiz kalmayı, saygın bir şekilde bir arada yaşamayı başarmalıyız. Yardımlaşan, vicdanlı, merhametli ve adil insanlardan oluşan dayanışmacı toplumun var olmasına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

     

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

logolarımız