III. Âlimler Çalıştayı Kapanış Konuşması

III. Âlimler Çalıştayı Kapanış Konuşması Öne Çıkarılmış

Anadolu Platformu tarafından bu sene 3.sü düzenlenen Âlimler Çalıştayı’nda kapanış konuşmasını Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Ramazan Kayan yaptı.

Kayan, konuşasında şu noktalara değindi; “Medreselerimiz, ilahiyatlarımız, üniversitelerimiz, diyanet, sivil toplum örgütleri, milli eğitim oturduk sorunlarımızı masaya yatırdık inşallah neşteri vurduk geniş bir perspektifte dolu dolu iki gün geride kaldı. Hocalarım değindi ama ben kısaca bir cümle ile altını çizeyim; burada ne siyasi iradenin ne de bir yapının diğer yapıyı vakumlama, dönüştürme gibi niyetinin, teşebbüsünün olmaması lazım. Eğer medreselerimiz kendilerini yenileyecekse kendilerini koruyarak, özgünlüklerini koruyarak yapacak. Sivil yapılarımız için de aynı şeyi söylüyorum. Çoğu zaman siyasi iradenin gölgesinde kalanlar asıl amaçlarını varoluş nedenlerini gerçekleştirmiyorlar. Geride kaldıkları için siyasi iradenin de gerisinde kalıyorlar. Bu bakımdan mutabakat çok önemli ama herkesin kendi özgünlüğünü, özelliğini koruması da çok önemli. Bundan sonra bu şekilde yaklaşımlarla daha güzel birliktelikler gerçekleştireceğiz. Buna ümmetin de Türkiye’nin de çok ihtiyacı var. Bu ihtiyaca yönelik girişimlerin de güzel semerelerini rabbim inşallah bize gösteriyor.

Dünden bugüne âlimlerimizin serüvenine kısaca atıfta bulunmak istiyorum. Allah resulünün gününden bu güne ulemanın sınavına baktığımızda ümmetin ilk yaşadığı travma efendimizin vefat etmesinden sonra İrtidat olayları gerçekleşiyor. Ebul Hasan en Nedvi’nin ifadesiyle bir irtidat ki karşısında Ebu Bekir var. Ama sonrasında yeni travmalar geldi. Özellikle saltanat günleriyle birlikte, ısırıcı meliklik günleriyle birlikte ümmetin yaşadığı yeni krizlerin, travmaların karşısında yine bakıyoruz ki Sait bin Cübeyr’ler duruşlarını ortaya koyuyorlar. O ilmi cesaretle travmaları atlatabilmenin gayretini gösteriyorlar. Moğol istilası tarihte ümmetin yaşadığı en ciddi kırılma süreçlerinden biri. Moğol istilası dönemlerinde Bağdat başta olmak üzere İslam ümmeti tüm tarihi birikimiyle birlikte ortalık ateş topuna döndüğünde İbni Teymiyye ve benzerlerinin ortaya koydukları o diriltici duruşla ümmet o günleri de aşabildi. Haçlı seferleriyle gelen yeni travmalara yine aynı süreçlerde ilmi ile amel eden akidesinin, inancının bedelini ödeyen toplumu, nesli, uyarıcı, diriltici duruşlarıyla haçlı seferlerini de akim bırakmışlardır. Dünyevileşmenin ümmeti alabildiğine tehdit ettiği zaman diliminde zühdü, verayı merkeze alan, kalb boyutunu, ümmetin yeni bir ruhla dirilmesini hedefleyen tasavvufi harekeler gerekse diğer hareketler çok önemli görevler ifa etmiştir. İmam Gazali bu noktada İslami duruşla nasıl bir duruş ortaya konacak bize gösteriyor. Hint alt kıtasında Celalettin Ekber Şah’ın ortaya koyduğu yeni din icat etme girişimine karşı İmamı Rabbaninin ortaya koyduğu bu duruş ümmetti bu günlere getirmiştir. Biraz daha geliyoruz Şah Veliyullah Dehlevi’den tutun ve en son Osmanlı sonrası ulus devlet sürecinde ümmetin yaşadığı kırılmalarda bakıyoruz ki İslami diriliş hareketleri tüm dünyada filizleniyor. Bunun neticesinde Hasan El Benna’nın ortaya koyduğu dirayet. Belki lokal gibi görünse de süreç içinde Cemalettin Afganilerden, Muhammet Abduh’lara kadar daha özelde bizim coğrafyaya gelince Sait Halim Paşa, Mehmet Akiflerden, Elmalılı Muhammet Hamdi Yazırlara o ilmi damar sürekli varlığını göstermiştir. Ve elhamdülillah bu bugün de devam ediyor.

Şimdi geliyoruz bugün kendi sınavımıza. Kendi yakın tarihimizi kendi geleceğimizi konuşacak olursak şu salondaki tüm hocalarımın sahadan geldiklerini biliyorum. Dünden bugüne nasıl geldik? Kışı da yaşadık baharı da yaşadık. Ve şimdi yeni dönemlerde bizi bekleyen yeni sınavlara burada hazırlık yapmanın gayretindeyiz. İslam dünyasında ve Türkiye’de yeniden zor şartlar bizi bekliyor. Hazırlığımızı buna göre yapacağız. Yeni süreçte neler yapmamız lazım? Nelere odaklanmamız lazım? Engellerimiz nelerdir? Bir dönem korkularla sınandık. Şimdi konfor ve koltukla sınanıyoruz. Bir dönem gençliğimiz şiddetle sınandı, şimdi gençliğimiz şehvet ve şüphelerle sınanıyor. Bu dönemin sınavını nasıl vereceğiz. Bir dönem yokluk ve yalnızlıkla sınandık şimdi varlık ve çokluk içerisinde yalnızlık ve yoklukla sınanıyoruz. Varlık içinde yokluğu yaşamanın riski ile karşı karıyayız. Yeni süreçte bizi bekleyen felaketlerimiz neler olabilir? Kısaca sadece cümle başlıklarını hatırlatayım:

1 tükenmişlik sendromundan korkuyorum

2 kabullenilmiş çaresizlikten korkuyorum

3 üretilmiş korkulardan korkuyorum

4 kronik tembelliklerden endişe ediyorum

5 ertelenmiş sorumluluklardan dolayı kaygılıyım

6 yenilerin tabiriyle metal yorgunluğunun bizi de vuracağından endişe ediyorum.

Her şey yerinde ama tüm bu imkânları seferber etme noktasındaki gecikmişlerimizden endişe ediyorum. Yine bunları ifade ederken yeni süreçte bizi bekleyen şu gibi riskler var. Bilgiçlik, bağnazlık ve büyüklenme. İnsanı bozan, âlimi bozan, toplumu bozan en ciddi virüslerden endişe ediyorum. Enaniyetlerimiz ve asabiyetlerimiz tüm hassasiyetlerimizi ve hususiyetlerimizi süreç içerisinde ifsat edebilir. Yine bir kaygım umut azlığı, ufuk darlığı ve umursamazlık. Umutlarımızı azaltacak, ufkumuzu daraltacak yorumlardan tavsiyelerden eleştirilerden şiddetle kaçınmamız gerekiyor. Önce bunun idrakinde olmamız lazım. Bunları devreye koymak için biraz gayret etmemiz lazım.

Buradaki seviyeye bakınca dünyaya model olabilecek enginliğe sahip olduğumuzu görüyorum. Birbirimizin imtihanı olmadan bu imtihanı birlikte nasıl verebiliriz? Bu fırsatları iyi değerlendirmezsek fıkıhsız bir toplum, fakihsiz İslami hareketler ortaya çıkacaktır.  Ve bu yanlışların vebali de bizim omuzlarımızda kalacaktır. Şu toplumun bize verdiği kredinin, bize verdiği saygının yeterince farkında değiliz. Şöyle düşünelim bu toplum neyini bizden esirgedi ki? Ne istedik de vermedi ki? Çocuğunu istiyoruz veriyor, malını istiyoruz veriyor? Bu toplum kavgası olduğu zaman, kan davası olduğu zaman ilk gideceği kapı karakol değil, yargı değil, âlimlerin kapısıdır. Bunu iyi okumamız lazım. Merci biziz aslında farkında değiliz. Âlimin sözünün üstüne söz yok diyor. Bundan dolayı biz özgül ağırlığımızın fakında olmamız lazım. Hayat boşluk kabul etmiyor. Bu fırsatları kaçırırsak fırsatların telafisi olmuyor. Yarın yeni nesli kaybetme riski ile karşı karşıyayız. Niçin dünyalarına giremedik? Niçin yüreklerine dokunamadık? İlmin gereği onların ayağımıza mı gelmesi yoksa bizim tek tek o kapılara dokunup yüreklere dokunmamız mı?

Şuan İslam dünyasının yüzü bize dönük. İslam dünyasının sorunlarını bu masanın etrafında konuşmamız lazım. Yerel olanla evrensel olanın mutabakatı üzerinde gayret edeceğiz. Yeni bir dil lazım ama bu dil konusunda kaygılarım var. Sakın yeni bir dil derken dini dile feda etmeyelim. Seküler bir dile, popüler bir dile, liberal bir dile gerçekleri feda etme riski ile karşı karşıyayız. Tabi ki dil güncel olacak ama dini dile feda etmeden bunu yapacağız inşallah. Yeni bir yöntem arayacağız. Biz bu coğrafyanın evladıyız, çocuklarıyız. Bu coğrafyanın toprağını da, tohumunu da iklimini de biliyoruz. Yeni bir filizlendirme, yeni bir çiçeklenme. İnşallah emperyalistleri endişelendirecek bu filizlenmenin daha gür olması lazım.

Ulemanın itibarı çok önemli. Alimlerimizin harcanmaması lazım. Hatalarımız, günahlarımız olabilir. Birbirimizin gıyabında birbirimizi hayırla yâd edeceğiz. Önyargılarımız yıkılıyor. Bu tür buluşmalar da ön yargılarımızın yıkılmasına, önümüzün açılmasına ışık tutuyor. Zaten emperyalistler âlimleri itibarsızlaştırma noktasında her şeyi yapıyorlar. Bu noktada birbirimize sahip çıkacağız” dedi.

Yazar Hakkında

bulbulzade.org

"Arzın imarını ve neslin ıslahı"nı kendisine ilke edinen vakfımız 1994 yılından beri Gaziantep'te faaliyetlerine devam etmektedir...

Benzer Ögeler

  • III. Âlimler Çalıştayı Muş’ta Yapıldı

    Anadolu Platformu tarafından bu sene üçüncüsü düzenlenen Alimler Çalıştayı “Toplumsal Sorunların Çözümünde Âlim ve Aydınların Rolü” başlığı altında Muş Alparslan Üniversitesinde yapıldı. 13-14 Nisan tarihlerinde yapılan çalıştay Anadolu Platformu, Muş Alparslan Üniversitesi, Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının iş birliğiyle düzenlendi.

    Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda sırasıyla, İslami İlimleri Araştırma ve Din Âlimleri Birliği Derneği (Mele Divanı) Başkanı Mahsum Yıkın, Medrese Âlimleri Vakfı (MEDAV) adına Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek, Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği (UMAD) Başkanı Abdulvahap Ekinci, Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir, Muş İl Müftüsü Alettin Bozkurt ve Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Mehmet Nezir Gül birer selamlama konuşması yaptı.

    Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir yaptığı selamlama konuşmasında; “Biraz daha fazla yakınlaşmaya, daha fazla dost olmaya, samimiyet, birleşmeye ve kardeşlerimizle hep beraber olmaya ihtiyacımız var. Kadim dönemde bir sorun varsa orda toplumun birer medresesi vardı. O halde bugünkü eğitimi ve durumu düzeltmek lazım. Bu sorunun ilahiyat, milli eğitim ve medreseleri bir araya getirerek düzeleceğine inanıyorum” dedi.

    Çalıştayın Açılış konuşmasını yapan Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat ise; “Sosyal sorunları çözen, fakire sahip çıkan ve dört duvar arasına sıkışarak hiç bir şey yapmayarak öğrenilen bilginin hiç bir analımı yoktur. Toplumun âlimlerinin susması cahillere yol açmaktadır. Cahillerin kol gezdiği bir toplum ne kadar faydalı olur. Onun için toplumun vebali âlimlerdedir. Âlimlerin toplumla iç içe olup cahilleri etkisiz hale getirmesi lazım. Bilgisiz âlimleri susturmak lazım” dedi.

    İki gün boyunca toplam beş oturumun icra edildiği çalıştayda farklı konu başlıklarında toplam 10 tebliğ sunuldu ve bu tebliğler katılımcılar tarafından müzakere edildi. Prof. Dr. M. Halil Çiçek moderatörlüğündeki ‘Medreseler’ başlıklı ilk oturumda; M. Abdulbaki Çağatay, “Medrese Eğitiminde Temel Problemler”, M. Tayip Elçi ise “Medrese Eğitiminde Yöntem Arayışları” başlıklı tebliğlerini sundu.

    ‘İlahiyat Fakülteleri’ başlıklı ikinci oturumun moderatörlüğünü Öğr. Gör. Muhammed Zahid Kuldaş yaptı ve bu oturumda Prof. Dr. Cemalettin Erdemci, “İlahiyat Fakültelerinde Temel Problemler” ve Prof. Dr. Hamdi Gündoğar, “İlahiyat Fakültelerinde Eğitim Yöntem Arayışları” başlıklı tebliğlerini sundu.

    Konu başlığı ‘Diyanet’ olan üçüncü oturumun moderatörü Prof. Dr. Abdülcelil Bilgin’di. Bu oturuma, Prof. Dr. Şahin Güven, “DİB Eğitim Kurumlarında Temel Sorunlar” ve Osman Alparslan “ DİB Yaygın Din Eğitim ve Hizmet İçi Eğitim Programları” başlıklı tebliğleri ile katıldı.

    Çalıştayın ikinci günündeki ilk oturumda ‘Millî Eğitim’ başlığı ele alındı. İbrahim Özmantar’ın yönettiği bu oturumda MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz, “Din Eğitim ve Öğretiminin Güncel Meseleleri ve Çözüm Önerileri”, Mehmet Nezir Gül ise “Millî Eğitimde Eğitim Yöntem Arayışları” başlıklı tebliğlerini sundu.

    Çalıştayın, ‘Sivil Toplum’ başlıklı beşinci ve son oturumunu Dr. M. Cüneyt Gökçe yönetti. Bu oturuma, Abdulvahhap Ekinci, “Sivil Toplum Kuruluşlarında Eğitimin Temel Sorunları” ve Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, “Sivil Toplum Kuruluşlarında Eğitim Yöntem arayışları” başlıklı tebliğleri ile katıldı.

    Aldemir, sunumunda şu ifadelere yer verdi; “Biz bir kaç yüz yıldır sorunlarımızı yüz yüze konuşamıyoruz. Hiç bir medeniyet dıştan yıkılmaz içten yıkılır. Bizim acılarımız var fakat bu acılarımızı sürekli söylemlerle çözüme ulaştıramayız. Bizim medeniyetimizde,  geçmişimizde, bilgi, pratikle hayat bulurdu. Fakat o dönemde batı da bilgi sadece aydınlardaydı.

    Tarihte nizamiye medreseleri olsun Alparslan olsun Fatih’in Sahn-ı Seman Medreseleri olsun önemli bir medeniyet havzası oluşturuyordu. Bu gün aynı ortamı sağlamak için hep birlikte yeniden nasıl bir gelecek ortaya koymalıyız ile ilgilenmeliyiz.

    Biz asırlardır eğitimli insanlara hasret kaldık, teferruatı tekrar eğitim değildir. STK’ların pasifliği, gençlere ulaşamaması, başka grupların onları içine almalarına neden oluyor. Bizim eğitim sistemimizi kurduğumuz yer ailedir. Hiç bir kurum aileden daha iyi eğitim veremez. Nice kadim medeniyetler ailenin çözülmesi ile yıkılmıştır” dedi.

    Çalıştayın kapanış konuşmasını Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Ramazan Kayan yaptı. Kayan konuşmasında; “Ulemanın itibarı çok önemli. Alimlerimizin harcanmaması lazım. Hatalarımız, günahlarımız olabilir. Birbirimizin gıyabında birbirimizi hayırla yâd edeceğiz. Önyargılarımız yıkılıyor. Bu tür buluşmalar da ön yargılarımızın yıkılmasına, önümüzün açılmasına ışık tutuyor. Zaten emperyalistler âlimleri itibarsızlaştırma noktasında her şeyi yapıyorlar. Bu noktada birbirimize sahip çıkacağız” dedi.

    Çalıştay sonunda bir de sonuç bildirgesi yayınlandı. Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Abdulhakim Yalçın tarafından okunan III. Âlimler Çalıştayı Sonuç Bildirgesini okumak için lütfen tıklayınız.

  • Âlimler Çalıştayı Sonuç Bildirgesi Yayınlandı

    Bu sene “Toplumsal Sorunların Çözümünde Âlimlerin ve Aydınların Rolü” başlığı altında 13-14 Nisan tarihlerinde Muş Alparslan Üniversitesi'nde düzenlenen III. Alimler Çalıştayı Sonuç Bildirgesi yayınlandı.

    III. ÂLİMLER ÇALIŞTAYI

    “Toplumsal Sorunların Çözümünde Âlimlerin ve Aydınların Rolü”

    SONUÇ BİLDİRGESİ

    (Muş Alparslan Üniversitesi / 13-14 Nisan 2019)

    Eğitim kurumlarının evrensel bilginin üretildiği yerler, bu bilginin üretilmesine aracılık eden hocaların da ilmî düzey ve kişilik özelikleri açısından yüksek nitelikli insanlar olmaları beklenir. Tabiaten ilim adamlarına düşen, ilmin ziyasını kendilerine rehber edinmeleri; din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin ilmi insanlığın hayrı için üretmeleri ve yerelden ulusala, ulusaldan evrensele açılan bir perspektifle ilmin peşinde koşmalarıdır.

    Kabul edelim ki Müslümanlar olarak yitik bir medeniyetin mensuplarıyız.

    İslam âlemi bugün medeniyet perspektifini büyük ölçüde kaybetmiş bulunmaktadır. Bu medeniyetin ihyası ve yeniden inşası yolunda çağın ihtiyaçlarını müdrik, hem Doğuya hem Batıya vâkıf, kendi inancına ve kültürüne yabancılaşmamış, hepsinden öte sorumluluk sahibi nesiller yetiştirilmelidir.

    İslam dünyası uzun süredir bir akıl tutulması yaşamaktadır.

    Bu akıl tutulmasına son vereceği öngörülerek açılan medreseler ve modern dönemle birlikte İslam dünyasının farklı bölgelerinde faaliyete geçirilen İlahiyat Fakülteleri, bu sürecin aşılmasını henüz temin edebilmiş değildir. Medreseler hâlâ İslam’ın ilk yıllarındaki seviyeye ulaşamamış, İlahiyat Fakülteleri evrensel düzeyde ilim adamı yetiştirme hedefini yakalayamamıştır.

    Bugün toplumun ifsadında ve gençliğin öz değerlerimizden uzaklaşmasında Müslümanlar olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeyişimizin büyük rolü olduğunun farkına varmalıyız. Çünkü farkındalığın ve çözüm arayışının olmadığı yerde tefessüh başlar.

    Günümüz Türkiye’si toplum olarak hedonizm, ateizm, deizm gibi bünyesine yabancı akımlar ile madde bağımlılığı, sorumsuzluk ve ahlaki erozyon gibi gençliğin azımsanmayacak bir kısmını pençesine alan sorunlarla boğuşmaktadır. Esasen bu sorunların üstesinden, yeterli düzeyde dinî ve ahlaki eğitimle gelmek mümkündür. Birden fazla sorumluluk alanına taalluk eden bu problemlerin çözümüne katkı sunması gereken tüm kesimlere ihtiyaç vardır; zira din eğitimi ve öğretimiyle ilgilenen kurum ve kuruluşların toplumsal sorunlara ve gençliğin yaşadığı dini problemlere bir başına cevap vermesi zor görünmektedir.

    Yukarıda izah edilen gerekçeye binaen Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyat Fakülteleri ve medreselerin ortak çaba sarf etmesi hayati derecede önemlidir. Bunlara ilaveten, tüm bu çabaların ete kemiğe bürünmesini sağlamak için sivil toplum kuruluşlarının destek ve tecrübesi de vazgeçilmezdir. Dolayısıyla bu alanda hizmet veren paydaşlar, ortak aklı faaliyete geçirecek organizasyonlar çerçevesinde süreklilik arz eden tarzda buluşmalar gerçekleştirmelidir.

    Muş Alparslan Üniversitesi ve Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu, bu anlayış doğrultusunda düzenlenecek organizasyonlarda gönüllü olarak görev almayı şimdiden taahhüt ederler.

    Ortak aklı harekete geçirecek bu süreçte tarafların birbirini dışlamaması ve hikmeti esas alan bir perspektifle yol almaları beklenir. Birbirimizin güzelliklerini ve müspet yönlerini görmeye ve öne çıkarmaya, menfî yönlerimizi kardeşlik hukuku içinde ve dost meclislerinde konuşmaya mecburuz. Hepsinden önemlisi, karamsar olmamaya, ulaşmış bulunduğumuz düzeyi küçümsememeye ve ümmeti ümitsizliğe sevk edecek dil ve üsluba düşmemeye ihtiyacımız var. Bunu yaparken insan fıtratı ile Kur’an’ın fıtrat dini dediği İslam’ı ortak bir paydada buluşturmalıyız. Toplumsal sorunların çözümü için Hz. Peygamber'in varisleri olan âlimler ile aydınların bu sorumluluğu birlikte omuzlamaları gerektiğini her platformda savunmalıyız.

    Sahip olduğumuz bütün imkânlara ve ümit var olmayı gerektiren tüm verilere rağmen, düne kadar şekli öne çıkarıp özü unutan dindarlık anlayışlarını eleştirirken bugün öz ile birlikte şekli de unutan bir dindarlığın sebeplerini tartışmaya başladığımız da bir vakıadır.

    Sayısal anlamda önemli bir mesafe kat etmiş olsak da nitelik açısından hiç birimiz göğsümüzü gere gere konuşamıyoruz. Bu büyük hedefin ıskalanmaması için ihtiyaç duyduğumuz kaynak, adanmışlık ruhuna sahip muallimlerimizdir. O muallimlerin yetiştirilebilmesi için Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyat Fakülteleri ve medreseler, birbirinin rakibi değil mütemmimi olduklarının farkına vararak ihtiyaç duyulan işbirliği için alt yapılar oluşturmalıdırlar. Bu çerçevede;

    Medrese mezunlarının aldıkları icazetler resmî bir statüye kavuşturulmalı ve denklik sorunlarının çözülmesi gibi konularda yasal dayanaklar vaz edilmelidir. Bunun sağlanması, nitelikli öğrencilerin medreseye rağbetini artıracak ve kalite problemlerinin çözümünde önemli adımlar atılmasına vesile olacaktır.

    Medreselerimizin özeleştiriden kaçınması, alet ilimlerine ağırlık verirken aklî ilimleri ihmal etmesi, geçmiş âlimlerin eserlerinin aşılamaz olduğu düşüncesini doğuran anlayışlardan kurtulamaması, klasik dönemde çözüm bulunamayan fer'î meselelere gereğinden fazla ehemmiyet vermesi, güncel sorunlara medrese geleneği içinde kalarak cevap vermelerini zorlaştırmaktadır. Bu anlamda Din Psikolojisi, Din Eğitimi, Din Sosyolojisi gibi derslerle pedagojik formasyon eğitiminin medrese müfredatına eklenmesi ve icazet verilirken liyakatin esas alınması önem arz eder.

    Medrese eğitiminde, Nizamiye ve Osmanlı Medreselerinin tecrübeleri ile modern eğitim bilimi verilerinin harmanlandığı bir yeni yöntemin arayışına girilmesi hararetle tavsiye edilir. Medreselerin topluma öncülük edebilecek ve çağdaş sorunlara çözümler üretebilecek âlimler yetiştirmeyi hedeflemesi de ancak bu sayede mümkün olacaktır.

    Cumhuriyetin ilk dönemlerinde resmî ideolojinin istediği profilde din adamı yetiştirmek üzere kurgulanan İlahiyat Fakülteleri, kendilerine tevdi edilen misyonu aşarak din eğitimi ve topluma dinî hizmet sunma konusunda önemli fonksiyonlar icra etmiştir. Bugün İlahiyat Fakülteleri sayısal olarak belli bir doygunluğa ulaşmış olsa da ilmî ve ahlakî anlamda istenen düzeyde eğitim verebildikleri söylenemez.

    İlahiyat Fakülteleri nitelikli bir ilmî müktesebata ve sağlam bir şahsiyete sahip, kendi değerlerine derin aidiyet bilinciyle bağlı talebeler yetiştirmelidir. Fakültelerin, sadece klasik dönem problemlerine değil, modernleşmenin ve küreselleşmenin getirdiği sorunlara da yoğunlaşması gerekir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı, yaygın din eğitimi açısından sahip olduğu geniş imkânlara ve kadrolara rağmen hedeflerine uygun bir hizmet düzeyini henüz yakalayamamıştır. Diyanet İşleri Başkanlığının kendisini daha ziyade bir hizmet kurumu olarak görmesi, bir eğitim kurumu olarak yapılanmakta çeşitli zorluklarla karşılaşmasının da önemli sebeplerindendir. Bu eksikliğin giderilmesi bakımından Diyanet İşleri Başkanlığının eğitim konusunu ana gündem maddelerinden biri olarak belirlemiş olması son derece kıymetlidir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı personeline pedagojik formasyon verilmesi, Dînî Yüksek İhtisas ve Eğitim Merkezlerinde istihdam edilen personelin özlük haklarının iyileştirilmesi, bu kurumların akademik statüye uygun bir yapıya kavuşturulması yerinde olacaktır.

    Merhum Akif’in tabiriyle, yaşamak istiyorsak önce maarife sarılmalıyız. Akademik başarının tek başına yeterli olmadığı herkesin malumudur. Bir öğrencinin tıp, mühendislik ya da başka bir nitelikli eğitim kurumunda okumuş olması, kimlik ve şahsiyet eğitimi almadıkça, yetişmiş insan olmasına kâfi gelmeyecektir.

    Eskilerin ailelerinden aldığı eğitim ile bu dönemin çocuklarının aldığı eğitim asla bir değildir. Günümüz dünyasında sosyal medyanın ve sanal oyunların çocuklar üzerindeki etkisi inanılmaz düzeydedir. Bu gerçekler göz önünde bulundurulmalı ve talim-terbiye süreçleri bu gerçekler dikkate alınarak ivedilikle gözden geçirilmelidir. Hususen din eğitiminde, dinî ilimlerle beşerî ve fennî ilimler arasında tefrik değil tevhit esaslı bir tasavvurun içselleştirilmesi gerekir.

    Eğitim kurumlarımız sevgiyi merkeze alan; ilim, irfan ve ahlakı aslî donanım olarak öğrencilere kazandıran bir eğitim-öğretim modeline kavuşturulmalıdır. Duygu boyutu olan, hisseden, düşünen ve düşündüren bir eğitim anlayışı, birçok konuda şikâyetlerimizi azaltabilir. Bu perspektif, sosyo-ekonomik değişimleri fark eden, idealist, teknolojiye aşina, Avrupa ile yarışabilen, kültürlü, geleneklerine sadık bireyler yetiştirmemizi temin edebilir.

    Bugün modern dünyaya yabancı âlimlerimiz, Kur’an’a yabancı aydınlarımız var. Bu ikisini kaynaştırmamız, kitabın ayetleri ile kâinatın ayetlerini mezcetmemiz kaçınılmazdır. Pergelimizin bir ayağı manevî değerlerimizde sabit iken diğer ayağı evrensel hakikatlere sonuna kadar açık olmalıdır.

    Toplumsal değişimin önemli bir aktörü olan sivil toplum kuruluşlarının eğitim konusunda yeterince sorumluluk üstlenmediği de bir hakikattir. Gönüllü teşekküllerin ısrarla sivil alanda kalması ve sosyal meselelerle eğitim konusunda etkin bir sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.

    Âlimleri konuşmayan bir toplumun cahillerini susturmak mümkün olmaz. Bu yüzden âlimlerin suskunluğu mazur görülemez. Âlimler uyanık kalmazsa meydanı uyanık cahiller işgal eder. O sebeple âlimlerin ölüm uykusuna yatması, suç nitelikli bir eylemdir.

  • Beşinci Oturum: Sivil Toplum

    3. Âlimler Çalıştayı’nda ikinci günün son oturumunda “Sivil Toplum” konusu müzakere edildi.

    Dr. M. Cüneyt Gökçe’nin moderatörlüğünde yapılan oturumda; Abdulvehhap Ekinci “Sivil Topum Kuruluşlarında Eğitimin Temel Sorunları”, Turgay Aldemir “Sivil Toplum Kuruluşlarında Eğitim Yöntem Arayışları” konulu birer sunum gerçekleştirdiler.

    Abdulvehhap Ekinci sunumunda şu ifadelere yer verdi; “İki gündür eğitimin sorunları hakkında konuşuyoruz. Fakat ortamda karamsar bir hava seziyorum. Ama ben umutluyum. Çünkü geçmişte dindar bir prof ile karşılaşmak zordu fakat günümüzde birçok seyda ve prof dini konular için aynı amaçla bir araya gelebilmektedir.

    Bu gün STK’ların tek bir amaç için bir araya gelmesi bizi gururlandırıyor. STK’ların önce eğitim alanındaki sorunların yanında eğitime önem verilmeme problemi vardır. Talim terbiye isminden de anlaşıldığı gibi talimin yanında terbiyenin de verilmesi gerektiğine inanıyorum. Yetkili insanların müdahale etmesi gereken alanlar var. Düşünce özgürlüğü adı altında çocuklarımızı yoldan çıkaran sosyal medya veya diğer alanlar konusunda önlem alınmalı. STK’ların diyanet ve MEB’in bütün bunlar için ortak çözüm bulmaları gerekmektedir. Çünkü talim ve terbiyeden hepimiz sorumluyuz. Bazı problemlerin çözümü kâğıt üzerinde yazılmakla çözülmez. Bunun pratiğe de yansıması gerekir” dedi.

    Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir “Sivil Toplum Kuruluşlarında Eğitim Yöntem Arayışları” başlıklı sunumunda şu ifadelere yer verdi; “Biz bir kaç yüz yıldır sorunlarımızı yüz yüze konuşamıyoruz. Hiç bir medeniyet dıştan yıkılmaz içten yıkılır. Bizim acılarımız var fakat bu acılarımızı sürekli söylemlerle çözüme ulaştıramayız. Bizim medeniyetimizde,  geçmişimizde, bilgi, pratikle hayat bulurdu. Fakat o dönemde batı da bilgi sadece aydınlardaydı. Bu gün batıda ilerleme oldu Rönesans vesaire fakat tevhidi kaybetti. Bizim bu noktada ilerleme kaydederken kopmalar yaşandı. STK’larda bundan nasibini aldı. Bizde bu kopuş sürecinde zarar gördük. Politika yapılacaksa politika yapılacak toplumun tarihi, kültürü, gelenek- görenekleri politikamıza yansıtmalıyız.

    Tarihte nizamiye medreseleri olsun Alparslan olsun Fatih’in Sahn-I Seman Medreseleri olsun önemli bir medeniyet havzası oluşturuyordu. Bu gün aynı ortamı sağlamak için hep birlikte yeniden nasıl bir gelecek ortaya koymalıyız problemi ile ilgilenmeliyiz. Vakıflar, STK’lar, medreselerin yaptığı açıklamalar bütünleştirmeden ziyade parçalıyoruz.

    Biz asırlardır eğitimli insanlara hasret kaldık, teferruatı tekrar eğitim değildir. Şuan bizde yabancı düşmanlığı yapılıyor. Suriyelilere karşı aynı şeyi uyguluyoruz. STK’ların pasifliği, gençlere ulaşamaması, başka grupların onları içine almalarına neden oluyor. Bizim eğitim sistemimizi kurduğumuz yer ailedir. Hiç bir kurum aileden daha iyi eğitim veremez. Nice kadim medeniyetler ailenin çözülmesi ile yıkılmıştır” dedi.

    Sunumların ardından oturum müzakereler ile sona erdi.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

logolarımız