Çarşamba, 12 Ağustos 2020
Online Yaz Okulumuz Sona Erdi

Online Yaz Okulumuz Sona Erdi Öne Çıkarılmış

Anadolu Öğrenci Birliği Ortaöğretim Birimi tarafından düzenlenen online yaz okulu 4 hafta süren eğitimlerin ardından sona erdi.  

6 - 29 Temmuz tarihleri arasında “Eğlenerek Öğreniyoruz” başlığı altında yapılan Yaz Okulu, bu sene pandemi nedeniyle online yapıldı. 9 ila 15 yaş grubu arasındaki 230 öğrencinin kayıt yaptırdığı Yaz Okulu’nda 10’ar kişilik gruplara ayrılan öğrencilere alanında uzman eğitimciler tarafından eğitim verildi.

Yaz Okulumuzda başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere Temel Dini Bilgiler, İtikat, Zekâ Oyunları ve çeşitli online yarışmalar yapıldı. Online yaz okulu program koordinatörü Turabi Çelik şunları söyledi; "AÖB olarak kendi gücümüzle, kendi çabamızla toplumsal iyiliği yaygınlaştırmak adına çocuklarımızı, gençlerimizin hayırlı birer insan olmaları adına elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz." dedi.

Yazar Hakkında

bulbulzade.org

"Arzın imarını ve neslin ıslahı"nı kendisine ilke edinen vakfımız 1994 yılından beri Gaziantep'te faaliyetlerine devam etmektedir...

Benzer Ögeler

  • Dijital Oyunların Gençler Üzerindeki Etkileri

    AÖB Ortaöğretim birimince eğitimcilere yönelik hazırlanan 12 haftalık 1. Dönem Online Eğitim Akademisi’nin 5. haftası “Dijital Oyunların Gençler Üzerindeki Etkileri” konusuyla Dr. Murat Dağıtmaç’ın katılımıyla gerçekleştirildi.

    Video konferans yöntemiyle yapılan programda Dr. Murat Dağıtmaç şu ifadelere yer verdi;

    “Playstation’dan tutun ekran üzerinde oynanan, bütün fiziksel tabanlı oyunlara dijital oyunlar diyoruz. Televizyonlarda karşılıklı etkileşim olmayınca yerine sosyal medya devreye giriyor.

    Biz çocuklarımıza daha güvenilir sokaklar ve oyun mekânları oluşturup, bunun kültürünü çocuklarımıza verebilseydik bugün onlar dijital ortama hapsolmayacaklardı.

    Dijital dünyadan uzak kalarak çocuklarımızın rol modelliğini kaybettik, şimdi bu dünyada yer alarak yeniden çocuklarımızın rol modelleri olmamız lazım.

    Çocuklarımızı kendi ellerimizle mahkûm ettiğimiz dijital dünya onların toplumsallaşmasından daha çok asosyalleşmesine yol açmıştır.

    Dijital platformları bizler yönetmediğimiz için bizlere açılan yollarda yürüyoruz, böylece dijital köleler haline dönüşüyoruz.

    Dijital dünyayla birlikte değişen en önemli kavramlardan birisi  "rol modellik" kavramı. Eskiden çocuklarımızın en önemli rol modelleri anne ve babalarıyken; şimdi dijital dünyadaki kahramanlar, youtuberlar rol model olmaya başladılar.

    Bizler ne zaman ki çocuklarımızla gönül, dil ve fiziki iletişimimizi kestik, onlar kendilerine çok gösterişli fakat içi tehlike ve zehir dolu yeni yol göstericileri seçtiler.

    Dijital dünyanın tehlikelerden birisi; örnek alınan dijital kahramanların ve youtuberların nesillerimize katmak istedikleri tehlikeli fikirler, düşünceler ve yaşam tarzlarıdır. Bu sanal kahramanların çoğunda şu üç özellik dikkat çekiyor:

    1. Sadistlik
    2. Psikopatlık
    3. Makyavelist bakış açısı

    Bizler, çocuklarımızı bakkala ve fırına bile gönderemezken; onlar çocuklarımızı intihara sürükleyecek kadar etkili olabiliyorlar. Bunun vebali ve sorumluluğu bütün anne babaların ve eğitimcilerin üzerinedir.

    Dijital platformların en büyük zararlarından birisi İslamofobik etkinlikler ve yönlendirmeleri. Önceden çizgi filmlerle başlayan bu durum daha sonra dijital oyunlara yansımıştır. Bugün birçok dijital oyunun ve etkinliğin içerisinde İslamofobia gizliden gizleye, bir zehir gibi verilmekte ve ne yazık ki etkili olmaktadır.

    Çocuklarımızı bizim yaşadığımız eski zamanlara geri götürme ihtimalimiz yok. En etkili yöntem; dijital platformları etkin ve verimli bir biçimde kullanmaktan geçiyor.

    Dijital dünyayı yasaklamak yerine ya yeni bir alternatif oluşturmamız ya da orayı yönetecek bir duruma gelmemiz gerekiyor. Bu dijital dünyaya çocuklarımızla birlikte girip ipleri elimize almamız gerekiyor.

    Dijital dünyayı çok etkili bir şekilde kullanarak oraya uygun rol modellerini bizler ortaya çıkarmalıyız. Bu rol modeller insancıl; vicdan,  irfan ve inanç yönü gelişmiş bir kişiliğe sahip olmalıdır.

    Bizler sorumlu ve duyarlı Müslümanlar olarak sadece kitap kafeler açmamalıyız, dijital kafeler de açıp buraları en verimli ve bilinçli bir şekilde kullanabilmeliyiz.” dedi.

  • Gençlerde Ergenlik Dönemi Ele Alındı

    Anadolu Platformu’nun gençlik yapılanması olan AÖB Ortaöğretim birimince eğitimcilerine yönelik hazırlanan 12 haftalık I. Dönem Online Eğitim Akademisi’nin 4. hafta konuğu “Gençlerde Ergenlik Dönemi” konusuyla Psikoterapist Metin Kaya oldu.

    Video konferans yöntemiyle yapılan eğitimde Metin Kaya şunları söyledi;

    “Ergenlik bir kriz değildir. Fıtri bir gelişimdir. Ergenlik dönemi doğru tanımlanmalıdır. Yanlış yaklaşımlar öncelikle gençlerde psikolojik travmalara yol açtığı gibi sosyal alanda bozulmalara sebebiyet verebilecektir. Bu dönem kız ve erkeklerde farklılık göstermektedir. Gençlerin yaşadığı coğrafya, kültürel ortam, aldığı eğitim farklılıkların ana kaynağını oluşturmaktadır.”

    Ergenliğin ilk, orta ve son dönem olmak üzere üçe ayrıldığını söyleyen Kaya; bu dönemlerle ilgili şunları ifade etti;

    “Akranlarıyla vakit geçirmekten haz duyarlar. Bu dönem bağımlılıkların kazanıldığı dönemdir. Madde kullanım deneyimi bu süreçte ortaya çıkar. Eğitimciler olarak gençlerin bu tür eğilimlerde olabileceğini aklımızdan çıkarmamalı ve bu süreç ciddiyetle dikkate alınmalıdır.  Bu döneme gençler neden ve sonuç ilişkilerini önemsemezler. Risk alma eğilimlerindedirler. İsyankâr davranış sergilerler, karamsardırlar. Çevresine kendilerini kabul ettirmek ister. Bedensel imaj algısı oluşturmaya çalışırlar.

    Ergeni tanımlarken onun biyolojik ve ruhsal gelişimlerine, aile ilişkilerine, sosyal çevre ve arkadaş ilişkilerine dikkat edilmelidir. Ergenin duyguları inişli ve çıkışlı olduğundan onu, güvensiz kişilik diye tanımlanmamalıdır. O, odaklanma sorunu ile karşı karşıyadır. Gelecek vizyonu oluşturmak ve hedef belirlemede sıkıntı yaşamaktadır.

    Gence yaklaşırken geneleme içeren eleştirilerden uzak durulmalıdır. Yoğun eleştiri yaklaşımı gençte benliğine saldırı olarak algılayacaktır ki; bu da çatışma ortamlarını besleyecektir. Eleştiri yapmak gerektiğinde de olumsuz davranış konusunda iletişim kurallarına riayet edilmelidir. Mutlaka yapıcı olmalıdır. Despot ve baskıcı ortamlar insan kazanımın önünde engeldir. İkna yöntemi bu hususta önemli bir yöntemdir. Birlikte yaşama kuralları tepeden inmeci olmamalı ve birlikte inşa edilmelidir.

    Son olarak: ergenlik dönemi tıpkı bir tırtılın kozası içerisinde kelebeğe dönüşme mücadelesidir. Her doğum sancılıdır. Ergenlik bir çocuğun yetişkinlerin dünyasına doğmasıdır. Gençlerin bu süreçte beklentileri anlayış ve sabırdır. Kendini bulma yolunda gence eğitimcilerin verebileceği en büyük değer, sevgi, saygı ve destektir. Aidiyet, bizim gence göstereceğimiz bu değerlerle oluşur. Gencin bize yaklaşması da bu sürecin doğru değerlendirilmesiyle mümkün olacaktır. Bu süreç doğru algılanıp doğru yönlendirildiğinde sonuç verebilir. Akıbetin hayrı anlayış ve sabırlı iletişim anahtarıyla mümkündür.” dedi.

  • Gençlere Yönelik Sivil Eğitim Çalışmaları

    Ortaöğretim birimimizin eğitimcilere yönelik olarak hazırladığı Online Eğitim Akademisi'nin 3. Haftasında "Gençlere Yönelik Sivil Eğitim Çalışmaları" konusuyla Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Öğretim Üyesi Yusuf Alpaydın konuk oldu.

    Video konferansla yapılan ve moderatörlüğünü Cumali Kaplan'ın gerçekleştirdiği programda Alpaydın şunları dile getirdi:

    “STK'lerin gençlere vereceği eğitimler okulda verilmeyen ya da yetersiz verilen konu ve alanlara yönelik olmalı, okulun alternatif olarak israfa yol açmalıdır.

    Bu eğitim çocukların gelişimsel ihtiyaçlarına duyarlı ve derecelendirilmiş olmalıdır. Mesela, okul öncesi eğitimde kültürel öğelerimize ve temel değerlerimize yönelik sevgi ve ilgi kazandırmalı

    İlkokulda adap ve bilgilendirme ağırlıklı geliştirilen bir eğitim içeriği oluşturulmalı, Ortaokul çalışmalarında temel düzeyde kimlik geliştirme hayatın içinde ilgi ve yetenek alanları ile tanıştırma düşünülmeli, Lise çalışmalarında fikir ve hikmete dayalı kimlik geliştiren bir eğitim içeriği oluşturulmalı,

    Üniversitede kalite, kariyer, sosyal sorumluluk geliştiren bir eğitim içeriği ile gençlerin yetiştirilmesi sağlanmalı.”

    Alpaydın sözlerine devamla şunları da dile getirdi; “Ahlakın güzelleşmesinde davranışların değişmesinde sözlerden çok tutum ve davranışlar, olumlu örnekler, hayatta olan örnekler esas alınmalıdır. Bu anlamda çocukların, gençlerin önüne sereceğimiz rehberlerin seçimine özen göstermeli ve rehberlere nitelikli bir eğitim verilmeliyiz.

    İnsan yetiştirmek ve davranış değişikliği süre ister. Kısa sürede bir şey yetiştirmek isteyen gitsin domates yetiştirsin.

    Gençler adına kararları veren organizasyonu yapan büyükler yerine, özellikle ortaokul ve lise çalışmalarında, çalışmaların yönetiminde gençler ön plana çıkarılmalı gençlerin özne olduğu çalışmalar üretilmeli.

    Ortamlarımızı, kitap okuma ve sohbet ders döngüsünden kurtarmalı, gezi, ziyaret, inceleme, müzakere, proje uygulama, kamp etkinlikleri geliştirilmeli, gençlere toplumsal sorumluluk vererek hayatın içerisinde rol almaları sağlanmalı.

    Öğrencilere mesajları didaktik şekilde değil yaşadıkları şehrin tarihi, kültürü, semt hayatı ve toplumsal tecrübeler üzerinden vermeliyiz.

    Gençleri sürekli farklı mekânlara taşımak yerine, mahallelerde doğal liderlik potansiyeli olan kişilerin keşfedilmesi ve desteklenmesi ile uygun ortamlar oluşturmalı, Cami gibi kamuya açık mekânların kullanılması ve en yakından başlayarak ailede, sokakta, mahallede öğrenme sağlamalıyız.”

    Yusuf Alpaydın sözlerini; tüm bu aktardıklarımı Anadolu Platformu’nun gerçekleştirebilecek bir organizasyon olduğunu ve çok büyük bir bölümünü de gerçekleştirdiğini biliyorum, diyerek tamamladı.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

logolarımız